Blancizm


Fransız sosyalist Louis Blanc, 1848 Devrimi sırasında, duruşunu sınıf mücadelesinden küçük burjuva yanılsamalara, sözüm ona “sosyalist” bir jargonla bezenmiş ama gerçekte burjuvazinin proletarya üzerindeki etkisini güçlendirmeye müsait yanılsamalara çevirerek, kıskanılmayacak bir şöhret kazandı. Louis Blanc, kurtuluş için burjuvaziye bel bağladı; sosyalist eğilimleri ifade ediyormuş gibi görünmekle birlikte, muğlâk bir kavram olan “emeğin örgütlenmesi” konusunda burjuvazinin işçilere yardım edebileceğinden umutlandı ve bu umudu yaydı.

Blancizm şimdi Rusya’daki sağ kanat “Sosyal Demokraside”, Organizasyon Komitesi partisinde üstünlük kazanmış vaziyettedir. Şu anda Petrograd İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyeti’nin ve aynı zamanda Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi’nin[1] liderleri olan Chkheidze, Tsereteli, Steklov ve başka pek çokları Louis Blanc ile aynı saftadırlar.

Kautsky, Longuet, Turati ve başka birçokları tarafında temsil edilen uluslararası Merkezci çizgiyi üç aşağı beş yukarı işgal eden bu liderler, günümüz politik yaşamının tüm büyük meselelerinde, Louis Blanc’ın küçük burjuva görüşlerine sarılmaktadırlar. Savaş sorununu ele alalım örneğin.

Bu konudaki proleter bakış açısı, savaşın mutlak bir sınıfsal karakterizasyonundan ve emperyalist savaşa, yani kapitalist ganimetlerin paylaşımı için kapitalist ülke grupları (monarşi ya da cumhuriyet hiç fark etmez) arasındaki savaşa karşı uzlaşmaz bir düşmanlıktan ibarettir.

Küçük burjuva bakış açısı, burjuva bakış açısından (savaşın açıkça meşrulaştırılması, açıkça “anavatanın savunulması”, yani kendi kapitalistlerinin çıkarlarının savunulması, ilhak “haklarının” savunulması) küçük burjuvanın ilhaklardan “vazgeçmesi”, emperyalizmi “kınaması”, burjuvaziden dünya-emperyalist ilişkileri ve kapitalist ekonomi sistemi çerçevesinde kalarak emperyalist olmaktan vazgeçmesini “talep etmesi” bakımından farklılık gösterir. Kendini bu halim, tehlikesiz, dayanaksız belagate hapseden küçük burjuva, pratikte çaresizce burjuvazinin peşinden sürüklenir, lafa gelince proletaryaya bazı konularda “sempati” duyar, hakikatte burjuvaziye bağlı kalır, dünyayı emperyalizmden kurtarabilecek tek yol olan kapitalist esaretin alaşağı edilmesine giden yolu anlayamaz ya da anlamak istemez.

Burjuva hükümetlerinden ilhaklardan vazgeçme ruhuyla “resmî bir deklarasyon” yayımlamalarını “talep etmek”, küçük burjuvalar açısından cüretin zirvesidir ve anti-emperyalist “Zimmerwaldist” tutarlılığın bir örneğidir. Bunun, en kötü türden bir Blancizmin olduğunu görmek zor değil. Her şeyden önce, herhangi bir deneyime sahip hiçbir burjuva politikacı, “genel olarak” ilhaklara karşı, anlamsız olduğu kadar bağlayıcı da olmayan, çok sayıda akıcı, “parlak” ve şatafatlı ifadeyi döktürmekte zorlanmayacaklardır. Ama iş icraata gelince, (şimdi burjuva Almanya’nın emperyalist gaspçıları tarafından ilhak edilmiş olan) Kurland’ın[2] Rusya tarafından ilhak edilmediğini ilân etmek gibi acınacak bir cesarete sahip olan Rech tipi bir hokkabazlık her zaman yapılabilir!

Bu, en tiksindirici türden bir düzenbazlıktır, burjuvazinin işçileri en utanmazca aldatmacasıdır; zira siyasete aşina olan herhangi birisi, Kurland’ın her zaman Rusya’ya ilhak edilmiş olduğunu bilmelidir.

Rech’e açıkça ve doğrudan meydan okuyoruz: (1) “ilhak” kavramının, dünyadaki tüm ilhaklara, Alman, İngiliz ve Rus, gelmiş geçmiş hepsine istisnasız eşit şekilde uygulanacak politik bir tanım olarak halka sunmak için; (2) kendi görüşüne göre, ilhaklardan vazgeçmenin lafta değil, fiiliyatta da ne anlama geldiğini açık ve kesin bir şekilde belirtmek için. “İlhaklardan fiiliyatta vazgeçme” kavramının, sadece Almanlar için değil, aynı zamanda İngilizler ve her zaman ilhak pratiği içerisinde bulunmuş diğer tüm uluslara uygulanabilecek bir politik anlam vermek için.

İddia ediyoruz ki, Rech ya meydan okumamız karşısında geri adım atacak ya da bizim tarafımızdan tüm ulusun önünde teşhir edilecektir. Ve tam da Rech’in değindiği Kurland sorunu nedeniyle, anlaşmazlığımız teorik değil, son derece acil ve hayatî öneme sahip pratik bir sorundur.

İkincisi, bir an burjuva bakanların dürüstlük timsali olduklarını, Ouchkov’ların, Lvov’ların, Milyukov’ların ve ortaklarının kapitalizmi korurken ilhaklardan vazgeçme olasılığına içtenlikle itimat ettiklerini ve bunlardan gerçekten vazgeçmek istediklerini varsayalım.

Bir an bunu bile varsayalım, bu Blancist varsayımı yapalım.

Birinin şunu sormaya hakkı var: Yetişkin bir insan, insanların yaptıklarıyla karşılaştırmadan onların kendi kendileri hakkında ne düşündükleriyle yetinebilir mi? Bir Marksist için iyi dilekleri ve beyanları nesnel gerçekliklerden ayırt etmemek mümkün müdür?

Hayır. Değildir.

İlhaklar, finans kapitalin, bankacılık sermayesinin, emperyalist sermayenin bağlarıyla sürdürülür. Bu bağlamda, ilhakların modern, ekonomik temelleri ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ilhaklar, ilhak edilen ülkelerdeki binlerce işletmeye “yatırılan” binlerce milyon sermayeden gelen, siyasî olarak garanti altına alınmış kârlardır.

Öyle olması istense dahi, kapitalizmin boyunduruğundan kurtulmak için kararlı adımlar atmadan ilhaklardan vazgeçmek mümkün değildir.

Bu, Yedinstvo, Rabochezya Gazeta[3] ve küçük burjuvazimizin diğer “Louis Blancları”nın inanmaya hazır oldukları ve aslında inandıkları gibi, kapitalizmi yıkmak için hiçbir kararlı adım atmamamız, en azından bir nebze ilhakı kabul etmemiz gerektiği anlamına mı geliyor?

Hayır. Kapitalizmin yıkılması için kararlı adımlar atılması şarttır. Bu adımlar, yalnızca işçilerin ve yoksul köylülerin ezici çoğunluğunun sınıf bilincine ve örgütlü faaliyetine dayanarak, ustaca ve tedricen atılmalıdır. Atılmış olmaları mecburidir. İşçi Temsilcileri Sovyetleri, Rusya’nın bazı yerlerinde bu adımları atmaya zaten başladı.

Bugünün görevi, Louis Blanclar (Chkheidzeler, Tsereteliler, Steklovlar, O.K. Partisi, Sosyalist Devrimciler Partisi, vs. vs.) ile kesin ve geri dönülmez biçimde yolları ayırmaktır. Kitlelerin, onlar bu küçük burjuva yanılsamaların ne kadar zararlı olduğunu idrak etmezlerse ve sınıf bilincine sahip işçilerin sosyalizme doğru dikkatli, tedrici, iyi düşünülmüş ancak sağlam ve doğrudan adımlarına katılmamaları hâlinde; Blancizmin, devrimin daha sonraki başarısını hatta özgürlüğün başarısını tamamen tahrip ettiğini ve edeceğini görmelerini sağlamak zorunludur.

Sosyalizm dışında insanlığın savaşlardan, açlıktan, daha milyonlarca ve milyonlarca insanın imhasından kurtuluşu yoktur.

V. I. Lenin

Nisan 1917

Kaynak

Dipnotlar:

[1] SSCB’nin ve kısa bir süre için Sovyetler Birliği’nin yasama organı. Her Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi, Rusya’nın dört bir yanındaki Sovyetlerden gelen 650 ilâ 2.000 delegeden oluşuyordu. Delegeler geldikleri yerel bölgenin sovyeti tarafından seçiliyordu: 25.000 ilâ 50.000 seçmeni olan her sovyetin iki milletvekili seçiliyordu, her 25.000 seçmen için fazladan bir milletvekiline daha izin veriliyordu, bu da tek bir sovyetin en fazla sekiz milletvekiline kadar çıkabiliyordu. Seçmen sayısı 25.000’den az olan Sovyetler diğer Sovyetlerle birleşerek Kongre’ye ortak vekiller gönderecekti. [...] Sovyetler Kongresi’nin yürütme gücü, pratikte Ekim Devrimi’nden sonra birkaç yıl sürdü. 1920’lerin sonlarında Kongre potansiyel olarak karşı-devrimci olarak görülüyordu. Böyle olmamasını sağlamak için “Komünist” Parti’nin yerel liderleri Sovyet üyelerini Kongre’ye aday gösterip seçtiler.

[2] Günümüzde Riga Körfezi’nin (Letonya) batı ve güneybatısında yer alan bir bölgenin eski adıdır.

[3] İşçi Gazetesi: Mart-Kasım 1917 arasında Petrograd’da günlük olarak yayımlanan, Menşeviklerin merkezî organı. 30 Ağustos’ta (12 Eylül) Menşevik Merkez Komitesi’nin destekçisi oldu. Geçici Hükümeti destekledi ve Bolşevik Parti ve lideri Lenin’e karşı mücadele etti. Ekim Devrimi’ne ve Sovyet yönetiminin kurulmasına tepkisi hasmane olmuştur.