Loading...

Batı’nın Uyuşturucu Komplosu Tarihi (V)


Taliban-uyuşturucu bağlantısına dair yaygara koparmakta Tony Blair’in eline kimse su dökemezdi. Ve hepimiz buna inanmak zorundaydık; BM Uyuşturucu Kontrol Programı’nın Ekim 2001’deki açıklamasını ise unutacaktık: Molla Ömer’in, ülkenin Taliban kontrolündeki bölgelerinde uyuşturucu üretimini yasaklamasına bağlı olarak, Afganistan’daki afyon üretimi yüzde 94 oranında düşmüştü. Afganistan’da mevcut uyuşturucu arzının büyük kısmı, Kuzey İttifakı’ndaki müttefiklerimizden geliyordu.

Peki ya Pakistan? General Müşerref, ‘Terörle Savaş’ta Amerika’nın safında yer alarak, 1999’daki askerî darbesinin uluslararası alanda fiilen tanınmasını sağlamıştı. İstediği her şey (yaptırımların kaldırılması, dökülen Pakistan sanayine akıtılan muazzam paralar, IMF kredileri, 375 milyon dolar borcun silinmesi ve insanî yardım) aniden verildi kendisine. Elbette, Taliban’ı kuranların, Afganistan’a silâh sokanların ve uyuşturucu ticaretinden yükü tutanların Pakistan İstihbarat Servisi (ISI) elemanları (yani ülkenin güvenlik birimlerinin en üst kademeleri) olduğunu da unutmak zorundaydık. Sovyetler’in 1979’daki Afganistan işgalinin en başından beri ISI, CIA ile birlikte çalışmış, şimdi ‘dünya terörü’nün mimarları olarak lânetlenen mollalara ve Mevlevîlere para akıtmıştı. Birçok Pakistanlı artık (Pakistan’ın kendi muktedirlerinden ziyade Washington’un tasarrufundaki) ISI’nın iyi silâhlanmış ve tehlikeli bir mafyaya dönüştüğünü, örgüte kaçakçılık faaliyetlerinden tonla para akarken, Pakistan halkının eğitim, güvenlik ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıldığını idrak ediyordu. Halkın karnını doyurmak ve eğitim görmek için yüzünü İslam’a ve medreselere dönmesinde şaşılacak hiçbir şey yoktu. Pakistan ordusu şimdi hiç olmadığı kadar önem kazanmış, süper güç müttefiki Afganistan’ı bombalarla yerle bir ederken ülke içinde düzeni sağlayan bir demir yumruk olmuştu.

Bu arada (Taliban’a bombalarla boyun eğdiremeyen) ABD, Kuzey İttifakı’nın katillerinden ve tecavüzcülerinden medet umar hâle geldi. İttifak’ın en kanlı komutanı Raşid Dostum (Washington’a 1996’da ilk ziyaretini yapmıştı) şimdi Bush yönetiminin iyi dostuydu. Pakistanlı gazeteci Ahmed Raşid, bu adamla karşılaşmasını şöyle anlatıyordu sözgelimi:

“Dostum’la görüşmek için kaleye ilk gidişimde, çamurlu avluda kan izleri ve et parçalan vardı... muhafızlar... Dostum’un bir saat önce hırsızlık yaptığı için bir askeri cezalandırdığını anlatmışlar. Asker Rus yapımı bir tankın paletlerine bağlanmış ve avluda sürüklenmişti. Gövdesi lime lime parçalanırken garnizon ve Dostum izlemişti.”

Amerikalıların şimdi kara birliklerini göndereceği belliydi. İlk önce Molla Ömer’in Kandahar’daki ofisine umutsuz bir baskın düzenlendi. Onu bulamadılar. Ardından ABD Özel Kuvvetleri Kuzey İttifakı’nın acımasız haydutlarını devreye soktular. Taliban’ın korktuğu tek bir kişi varsa, o da İttifak’tan Şah Mesud’du. Fakat Mesud 9 Eylül’de iki Arap intihar bombacısı tarafından öldürülmüştü. Sonra Abdül-Hak (Taliban’a karşı çıkan bir ABD yanlısıydı) Güney Afganistan’ın Paştun bölgelerinde bölgesel bir darbe düzenlemeye çalışırken asıldı. Öyleyse Kuzey İttifakı’ndaki yeni ‘dostlarımızın’ elinde bize verebilecekleri ne vardı? Kâbil’in ele geçirilmesi elbette. En başta girmeme sözü vermelerine rağmen 12 Kasım 200l’de Kâbil’i kurtarmak için başkente vardılar. İttifak’ın, Taliban’ın zayıflığını göstermek, Batı’ya savaş hedeflerinin (Taliban’ın ve böylece Usame Bin Ladin’in El-Kaide hareketinin yok edilmesi) başarıya ulaşacağını kanıtlamak için en fazla Mezar-ı Şerife ve belki de Herat’a girecekleri sanılıyordu. Ele geçirilen Taliban mensupları televizyon kameraları önünde infaz ediliyor veya dövülüyordu. General Müşerrefe, İttifak’ın kontrol altında tutulacağı teminatı veren Colin Powell değil miydi? Neticede Amerikalıların umurunda bile olmadı bu. Zafer kutlamaların görüntüleri, bekâr bir Afgan kadının başörtüsünün hâlâ burkalı olan kız kardeşlerinin karşısında çıkarılması yeterdi. Kâbil kurtarılmıştı. Batı demokrasisi imdada yetişmişti. Kadın düşmanı Taliban darmadağın edilmişti.

Robert Fisk

2005

[Kaynak: Robert Fisk, Büyük Medeniyet Savaşı: Ortadoğu’nun Fethi, çev. Murat Uyurkulak, İthaki Yayınları, 2011, s. 749 vd.]