19 Mart’tan sonra, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasını takip eden günlerde, ortak noktaları ve seçilme sebepleri net olmayan bazı firmalara karşı boykot çağrılarına tanık olundu. Sokağı zorlayan üniversite gençliğine başka bir hedef gösterme amaçlı bir CHP hamlesi olarak görüldü önceleri.
2 Nisan’a gelinirken sokaktaki eylemliliklerin durulduğu bir anda, daha genel bir boykot çağrısı yükseldi. Çağrının açık bir merkezi yok, haberlerde belli bir kişi veya örgüt işaret edilmiyor, Özgür Özel de “yapılan çağrıyı desteklediklerini” ilân ediyor. İş bu noktada ilginç bir hâl alıyor.
Aynı günlerde ABD ve Avrupa başka bir boykot hareketine şahitlik ediyor. Elon Musk’ın Tesla firmasını hedefe oturtan bu hareketin esas hedefinin Batı’da yeni bir sayfa açan Trump merkezli “maden-teknoloji-yapay zekâ” kliği olduğu açık. Bu kliğin arkasına taktığı kitle (ABD işçi sınıfı) ile gelir sağladıkları kitle (orta ve üst sınıflar) arasındaki uyumsuzluk boykot taktiğinin zeminini teşkil ediyor. ABD’de bu siyasî taktiğin aldığı şekil boykotun klasik sınırlarını zorluyor. Sabotaj ve çökertme mânâsında, boykotu da içerir biçimde “takedown” olarak ifade ediliyor; şirket şubelerini kuşatma, araç yakma gibi eylemleri de içeriyor. Trump kanadı boykotu ‘vandallık’ olarak adlandırıyor. Adalet Bakanı (ülke başsavcısı), sorumluları cezalandıracaklarını duyuruyor.
Türkiye’de de eş zamanlı olarak gündeme gelen, temelini iktidar ile iş tutan ancak gelirini orta üst sınıftan sağlayan firmaların bu kırılgan durumundan alan, İstanbul Savcılığı tarafından hakkında soruşturma açılan boykot hareketinin merkezinin Batı’da olduğu görülüyor.
İmamoğlu operasyonu ABD’de finans-kapital iktidarının başkanlığı kaybetmesinden sonra mümkün oldu. Biden döneminde bu türlü bir operasyon ciddi ekonomik yaptırımlarla karşılaşacaktı. İç/dış ayrımının silikleştiği günlerden geçiyoruz. Dünya geneline yayılma eğilimi gösteren burjuva klik kavgaları her açıdan kendisini Türkiye’de de gösteriyor; boykot da bunun bir cephesi.
Geçtiğimiz günlerde Ali Mahir Başarır, “Artık kontrollü muhalefet değiliz,” derken hem bir itirafta bulunmuş oldu hem de finans-kapital partilerinin koordineli olduğu görülen atağına dâhil olduklarını ilân etmiş oldu. Fransa’da Le Pen’e getirilen seçim yasağı da bu kapsamdadır.
Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik sömürünün etkisini daha fazla hisseden, çıkışsızlığa itilen, sahte seçim düzenine mesafelenen üniversite gençliğinin başkaldırısı ciddi, samimi ve umut vericidir. Gençlik, burjuva klikler arası taktik savaşlarında cephe tercih etmeyecek, zokayı yutmayacaktır.
Gökçe Kutlu
2 Nisan 2025