Loading...

Ciğeri Kim Yedi? Finansal Sömürü Ağlarının Neoliberal Çeşitliliği


Evdeki iki okka ciğerin akıbetini soran Nasrettin Hoca, karısının “kedi yedi” cevabı üzerine kediyi tartar. Kedi iki okka gelir ve karısı hâliyle yalancı durumuna düşer. Soruna “Stok-Akım Tutarlılığı” (‘her şey bir yerden gelir, başka bir yere gider’) çerçevesinde yaklaşan Hoca tekrar sorar: Kedi buysa ciğer nerede?

Hoca’nın sorgulaması basit bir mantığa dayanmaktadır: Eğer ciğeri yemişse kedinin ağırlığında belirgin bir artış olmalıdır. Aksi takdirde faili başka yerde aramak gerekir. O zaman biz de şöyle sorabiliriz? Soframızdan eksilenler nereye ve kimlere gidiyor? Nüfusun kahir ekseriyeti kût-u lâyemut (karın tokluğuna) seviyesinde yaşarken küçük bir azınlık neden parayı koyacak yer bulamıyor? Bunu nasıl başarıyorlar?

Doğada Ağ Oluşumu

Costello ve arkadaşları (2023), bu soruların kısmi bir cevabını doğadaki “Çatallı Mantar Böceği” (Bolitotherus cornutus) popülasyonunda buldular. Çatallı Mantar Böcekleri (ÇMB), Kuzey Amerika’nın doğusundaki ormanlarda odun çürüten polipor mantarları üzerinde yaşayan bir böcek familyasıdır. ÇMB mantar dokusunu tüketir; dişiler yumurtalarını tek tek mantar yüzeylerine bırakır; larvalar mantar braketlerinin içinde gelişir. Dolayısıyla, sosyal etkileşimler de mantar braketleri üzerinde veya civarında yoğunlaşır. Bir kütük içindeki böcekler arası etkileşimlerden oluşan sosyal ağlar, rastgele olmayan yapılar oluşturur ve bireylerin bu ağlardaki konumları erkeklerin üreme başarısını (fitness) etkiler.

Costello’nun ekibi, mantar kaynaklarının dağılımını manipüle etmeye imkân tanıyan deneysel popülasyonlar oluşturarak, evrimsel biyolojideki “çok düzeyli seçilim”[1] olgusunu “sosyal ağ analizi” ile birleştirdiler. Bulgular, ÇMB erkeklerinin üreme başarısının iki temel ağ metriğiyle doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyordu: (1) Bireysel bağlantı (network gücü) derecesi, bireyin doğrudan etkileşimde bulunduğu öteki bireylerin sayısını ve etkileşim sıklığını ifade ederken (2) merkezî aracılık (betweenness), bireyin ağdaki farklı alt gruplar veya kümelenmeler arasında “köprü” işlevi görme kabiliyetine gönderme yapar. Birinci metrikte, network anlamında güçlü erkekler kaynaklara (mantarlar) daha kolay erişir. İkincisinde ise yüksek aracılık merkezîliğine (centrality) sahip erkekler, iki mantar kümesi arasındaki (deney amaçlı oluşturulan) dar geçitleri tutarak daha çok çiftleşme fırsatı bulurlar.

Buradaki kritik evrimsel mekanizma şudur: Kaynaklar ve böcekler mekânda (kütükler) yoğunlaştığında eşey içi rekabet ve seçilim gücü de yoğunlaşır. Erkek ÇMB için sosyal ağdaki merkezî konum, fiziksel gücün veya doğrudan çatışma yeteneğinin ötesinde bir üreme avantajı sağlar. Erkek ÇMB, ağdaki merkezî konumu (bağlantı gücü ve aracılık değeri) sayesinde görece yüksek sayıda dişi ÇMB ile çiftleşirken, grubun ağ yapısı dişilerin daha çok larva bırakmasıyla sonuçlanır. Her iki sonucun da “kaynak dağılımı” üzerinden şekillendirilmiş olması anlamlıdır.

Özetle, ağ yapısı, kendisini ortaya çıkaran fenotipik varyasyonu destekleyecek şekilde geri beslenen karşılıklı faydalar yaratır ve bu durum “kolektif sosyal niş” inşasını[2] evrimsel açıdan istikrarlı bir süreç hâline getirir. Bazı durumlarda grubun ağ yapısı, hayatta kalma veya üreme başarısı üzerinde, bireyin kendi sosyalliği ile eşdeğer hatta ondan daha güçlü etkide bulunabilir. Sosyal ağlar, etkileşimleri yönlendiren ve grup organizasyonunu etkileyen öngörülebilir davranışsal teşvikler üretir.

ÇMB popülasyonu, inşa ettiği ağ mimarisi açısından doğada yalnız değildir. Örneğin Philson ve arkadaşlarının (2025) “Sarı Karınlı Dağ Sıçanları” (Marmota flaviventer-SKDS) üzerine ampirik çalışması, bir bireyin uyum başarısının (fitness) hem kendi sosyal davranışına hem de grubu içindeki genel bağlantı örüntüsüne bağlı olduğunu göstermiştir. Koloniler hâlinde yaşayan SKDS’ler, yaz aylarında yoğun sosyal etkileşimlerde bulunurlar ve kışın uykuya dalarlar. Görece daha sosyal bireyler, avcılardan korunma avantajları nedeniyle yaz aylarında hayatta kalma oranlarında artış gösterirken (toplu hâlde ve uyanık) sosyal etkileşimin zaman ve enerji maliyeti nedeniyle azaldığı kışın (tek başına ve uykuda) hayatta kalma oranları, üreme başarıları ve ömürleri azalmaktadır.

Bireysel yaşam sürelerinin grubun varlık süresinden daha kısa olduğu popülasyonlarda, seçilim birey düzeyinde daha hızlı işler. Buna karşılık, SKDS’lerde durum tersinedir. Popülasyonun 19 yıllık sürekli sosyal, fitness ve yaşam öyküsü verilerine göre, SKDS’lerde bireysel yaşam süresinin (ortalama 4,07 yıl) grubun değişim hızından (turnover) daha uzun olması, grup fenotipine yönelik daha güçlü bir seçilim baskısı yaratır. Eş deyişle, grup içerisinde edinilen davranışlar, hayatta kalma ve üreme anlamında daha çok avantaj sağlar.

Toplumda Ağ Oluşumu

Modern insan toplumları da ÇMB ve SKDS popülasyonları ile karşılaştırılabilir nitelikte sosyal ağlar oluşturabilmektedir. Bu ağlar, özellikle “yüksek finansal getiri” amaçlı olduklarında mukayese imkânı artar: Değişim hızları genellikle üyelerinin yaşam süresinden kısa olan finansal ağların merkezî figürleri, bilgi ve fırsat asimetrisine dayalı “aracılık” rolleriyle öne çıkarlar. Bu “girişimciler” genellikle farklı sosyal kompartımanlar (siyasî/bürokratik elitler, spekülatörler, medya/influencer ağı ve sıradan yatırımcı kitleleri) arasında kurdukları köprüler üzerinden kaynak tedarik ederler. Bu yönüyle onlar, ÇMB ağında iki mantar kümesi arasındaki geçiş noktasını tutan erkek böceğin muadilidirler. Ağın getirisi, fiilî üretimin değil, ağdaki bilgi akışının ve erişimin tekelleştirilmesinin doğrudan sonucudur.

Özellikle medya ve finans ekosisteminde “yüksek riskli” ve aynı zamanda “yüksek görünürlüklü” ağ manipülasyonu yapan figürlerin genellikle belirli davranışsal profil ve performans sergileme (status signaling)[3] eğiliminde olması anlamlıdır. Aracılıkta merkezîlik, bu aktörler için salt bir konum değil, kamuoyuna verilen bir itibar ve güç sinyalidir.

Biyolojik sistemlerde, erkek bireylerin sürekli etkileşimde olduğu geniş bir çevreye işaret eden yüksek bağlantı gücü, Granovetter’ın (1973) “Zayıf Bağların Gücü” (The Strength of Weak Ties) kuramı[4] eşliğinde okunduğunda, ponzi düzenekleri veya kural dışı fon yapılarına ilham veren ağ mimarisinin doğasını kavramamızı kolaylaştırabilir: (1) Cüzi bir sermaye ile sisteme dâhil olan her bir “yatırımcı”, geniş ve heterojen bir ağa temas ettiği ölçüde sisteme sürekli yeni likidite (ya da yeni katılımcı) çeker. (2) Kazançlar, yatırımın rasyonel getirisinden değil, ağın genişleme hızından kaynaklanır.

Zayıf bağların birleştirici (cohesive) gücüne dikkati çeken Granovetter, kişiler arası ağlardaki küçük ölçekli etkileşimin büyük ölçekli örüntülere (pattern) dönüştüğünü ve bunların da dönüp küçük grupları beslediğini (feedback) gösterir. Küçük gruplardaki etkileşimin büyük ölçekli örüntüleri oluşturmak için bir araya geliş keyfiyeti ise yukarıda değindiğimiz bireysel bağlantı gücü ve merkezî aracılık işlevleri üzerinden açıklanabilir. Granovetter’ın ağ yapılanması ile güven, liderlik ve toplumsal örgütlenme arasında kurduğu ilişki, bu işlevlerin siyasal karakterini teyit eder:

“Bir kişinin belirli bir lidere güvenip güvenmemesinin, kendi kişisel bilgileri doğrultusunda o kişinin bu liderin güvenilir olduğunu ona teyit edebilecek ve gerektiğinde kendisi adına liderle veya kurmaylarıyla arabuluculuk yapabilecek aracı kişisel temasların varlığına büyük ölçüde bağlı olduğunu öne sürüyorum. Liderlere duyulan güven, onların davranışlarını öngörme ve etkileme kapasitesiyle ayrılmaz bir şekilde ilişkilidir. Liderler ise kendi paylarına, doğrudan veya dolaylı hiçbir bağlantılarının olmadığı kişilere karşı duyarlı ve hatta güvenilir olma konusunda çok az motivasyona sahiptirler. Dolayısıyla ağların parçalanması, herhangi bir liderden potansiyel takipçilerine uzanan yolların sayısını radikal biçimde azaltarak, bu tür liderlere duyulan güveni engeller. Üstelik bu engellenme hiç de mantıksız değildir.”

Yeniden tercüme etmek gerekirse, merkezî konumdaki figürlerin bağlantı gücü ve aracılıklarının –bilginin yayılması, mobilite fırsatı yaratması ve ağı genişletme anlamında– etkisi, büyük ölçüde siyasal hiyerarşi ile ilişkilerine bağlıdır. Güven burada soyut/ahlâkî bir değer olmayıp, ağdaki aracı temasların varlığına dayanan yapısal bir mekanizmadır. Esasen finansal getiri amaçlı hiçbir ağ, açık ya da örtülü bir siyasal onay olmaksızın genişleyemez. Lider ile kitle arasındaki temas yolları tıkandığında bu gibi ağlar parçalanma sürecine girer. Kitle de doğal olarak lidere güvenmeyi bırakır.

Bu gibi sosyolojik tespitler, finansal getiri amaçlı ağların doğadaki örneklerin kötü bir kopyası olduğunu düşündürmektedir. Doğada, nesne ve olaylar arasındaki çelişkiler (örneğin dişi ve erkek ÇMB sayısı arasındaki orantısızlık), ağ içi etkileşimlerin etkili olduğu seçilim avantajlarıyla çözülürken (Doğanın Diyalektiği) beşerî ağların içerdiği çelişkiler, çoğu kez ağın kriminalize edilip dağılmasıyla sonuçlanır. Dolayısıyla, ÇMB ya da SKDS popülasyonlarının ağ yapısı ile beşerî finansal ağları mukayese ederken, biyolojik indirgemeciliğe düşmemek adına bazı temel farklılıkları gözetmek gerekir:

1) ÇMB ağları ekolojik kısıtlar (mantarın boyutu, popülasyon yoğunluğu) altında doğal olarak şekillenir. Finansal getiri amaçlı beşerî ağlar ise özel olarak tasarlanmıştır ve çoğu zaman gruplar arası yapısal boşlukların (structural holes) işaretlediği alanlarda inşa edilir. Aracılık (brokerage) faaliyetlerinin “sosyal sermaye” sağlama mekanizmasını araştıran Burt’e (2004) göre, aracılık, gruplar arasındaki yapısal boşluklarda gerçekleştirilir ve aksi takdirde fark edilmeyecek seçeneklerin görülmesini sağlar. Aracılar, “toplumsal yapıdaki boşlukların yakınında” durmakla, iyi fikirlere sahip olma anlamında daha avantajlı konumdadırlar.

2) Biyolojik ağlarda, bir erkeğin “merkezî” konumu diğer erkeğin üreme şansını azaltsa da popülasyon geneline yayılmış bir biyolojik kaynak transferi söz konusudur. Beşerî finansal ağlarda ise sistem “sıfır toplamlı” (veya piramit büyüdükçe negatif toplamlı) bir yapıdadır; merkezdekilerin aşırı kazancı, çeperdekilerin mülksüzleştirilmesine dayanır.

3) Böcekler birbirlerinin ağ merkezîliğini “tepkisel olarak” deneyimler. Örneğin bir erkek ÇMB, ağın merkezindeki güçlü bir erkeğin konumunu ancak onunla fiilen karşılaştığında ya da dişiye erişimi onun tarafından engellendiğinde hisseder. Böcekler için “sanal itibar” ya da “algılanan merkezîlik” söz konusu değildir. Beşerî finansal ağlarda ise medya ve dijital iletişim araçları, aktörün gerçekte sahip olduğundan çok daha yüksek bir ağ gücüne (merkezîliğe) sahip olduğu yanılsamasını yaratabilir ve böylece “itibar” gerçek ağ konumunun önüne geçer. İnsanlar bir liderin ya da fon yöneticisinin ağ merkezîliğine sembolik olarak inanıp, ona göre pozisyon alabilir.

Dağ sıçanlarının sosyal etkileşimi yaz aylarında yoğunlaşırken fon yöneticileri 7/24 etkileşim hâlindedir

Sömürü Ağlarının Oluşumu

Costello ve arkadaşlarının çalışması, finansal vurgunları açıklamak için yazılmamış olsa da sunduğu teorik çerçeve (bağlantı gücü ve aracılık merkezîliğinin bireysel başarı üzerindeki pozitif etkisi), sosyolojik ve finansal ağ analizleri için kıymetli bir rehber olabilir. Granovetter’ın zayıf bağlar analizi, bu teorik çerçeveye oturtulduğunda kapitalist toplumlardaki finansal ağların sınıfsal bir “mülksüzleştirme” ve kaldıraç mekanizması olarak işlediği görülür. ÇMB bize şunu hatırlatır: Sistemler ve türler değişse de ağın merkezini ve dar geçitleri tutan aktörlerin kaynaklara erişimde sağladığı asimetrik avantajın mantığı değişmez. Bu mantığın açılımını, üç temel sınıfsal eksende göstermek mümkündür.

1) Ağ kurma ve manipülasyon üstünlüğü: Egemen sınıf, ağları yalnızca “içinde hareket edilen bir ortam” olarak kullanmaz; ağın mimarisini tasarlama, sınırlarını çizme ve ağ içi konumları tekelleştirme (ya da delege etme) gücüne de sahiptir. Egemen sınıf üyeleri ağ kurarken (networking) yapısal boşlukları bir risk değil, kendi sınıfsal ayrıcalıklarının bir getirisi olarak görme eğilimindedir. Alt sınıf üyelerini çevreleyen maddî koşullar, böyle bir temayül gelişimini desteklemez.

2) Sermaye türlerinin dönüşebilirliği: Bourdieu’nün (1986, 2021) vaktiyle belirttiği gibi, ekonomik sermaye, kültürel sermayeye (ağlar, lüks kulüpler, elit okullar vs.) ve simgesel sermayeye (itibar, unvan, asalet, statü) dönüştüğü gibi, bu ikisi de ekonomik sermayeye dönüşebilir. Toplumsal sınıfların yeniden üretimi ve “beğeni” kalıplarının oluşumu açısından önem arz eden dönüşüm sürecinde, egemen sınıfın üyeleri, doğuştan veya konumları gereği yüksek özdeğer merkezîliğine (eigenvector centrality) sahip düğüm noktalarında yer alırlar.

3) Yapısal boşlukların tutulması ve tekelleşme: Burt’ün işaret ettiği “yapısal boşlukları tutma” becerisi, egemen sınıfta rasyonel bir kurumsal stratejidir. Sermayedarlar ve politik/finansal elitler, siyaset, medya, bürokrasi ve finans arasındaki geçiş noktalarını (dar geçitleri) kontrol altında tutarlar. Granovetter’ın vurguladığı “aracı kişisel temaslar” vasıtasıyla güveni ve bilgi akışını kendi lehlerine yönetirler. Böylece riskli finansal hareketlere girdiklerinde veya yaptıkları vurgunun boyutları açığa çıktığında, yüksek ağ bağlantıları sayesinde “batamayacak kadar büyük” (too big to fail) tarzı bir koruma kalkanından yararlanırlar.

Bu koşullarda, bir kısım tasarruf sahibinin ya da spekülatörün kural dışı fonlara, saadet zincirlerine veya yüksek riskli finansal ağlara yatırım yapma eğilimi, salt açgözlülük veya “finansal okuryazarlık eksikliği” gibi yargı yüklü terimlerle açıklanamaz. Bu tür açıklamalar, –kısmi bir gerçeklik payı olsa da– vurgunun sosyal/sınıfsal dinamiklerini perdeleme riski taşımaktadır.

Yüksek enflasyon, negatif reel faiz[5] ve reel ücret erimeleri karşısında geleneksel tasarruf araçları (banka mevduatı, yastık altı döviz veya altın) özellikle “küçük burjuvazi” için bir tür mülksüzleştirme aracına dönüşür. Açlık sınırındaki emekçi, emekli ve işsiz kitlelerin, eskilerin tabiriyle, zaten “i’rabta mahalli yoktur.” Onlar, ellerinde erimesini izleyebilecekleri küçük tasarruflardan ya da borçlanma imkânından yoksundurlar.

Bu yoksunluğu az çok telafi edebilen küçük burjuvazinin “yukarı doğru hareketlilik” ve “hızlı getiri” illüzyonuna tutunması, açgözlülük ya da finansal cehaletten ziyade sınıfsal bir savunma mekanizmasıdır. Ertelenmiş tüketimi ve yaşam güvencesini koruma arayışı söz konusudur. Elde sınıfsal dağılıma dair veriler bulunmamakla birlikte, SPK açıklamasında son vurgundan doğrudan etkilendiği bildirilen 455 bin 758 tekil “yatırımcıyı” bu kapsamda değerlendirmek mümkündür. Nitekim medyaya yansıyan hikâyeler, vurguna konu olan paranın büyük bölümünün bireysel tasarruflar, kıdem tazminatları, ev/araba satışından elde edilen nakit vb. kalemlerden oluştuğunu göstermektedir.

Siyasî yelpazenin hemen her kanadından yurttaş, küçük yatırımcı ve kurumsal aktörlerden oluşan bu kitleyi yekpare bir ideolojik blok altında toplamak mümkün olmasa da mevcut ekonomi-politik düzene güven duygusuyla hareket ettiklerini varsayabiliriz. Bir mağdurun anlatımıyla, “insan güvenmek istiyor.”

Granovetter’ın saptadığı gibi, bireylerin bir sisteme veya lidere güvenmesi, doğrudan temaslardan ziyade aradaki güvenilir aracıların kefaletine dayanır. Finansal getiri amaçlı ağlarda, elit figürler, ünlüler vb. popüler isimler vitrine konarak bir “sosyal sermaye” illüzyonu yaratılır; aracılara yapay bir itibar aktarılır. Küçük tasarruf sahipleri, esasen kendi sınıfsal konumlarıyla erişemeyecekleri egemen ağlara (zenginlerin ve ünlülerin sağlam fonlarına) dâhil oldukları duygusuna kapılır. Böylece egemen sınıf, geri kalanların ekonomik güven arayışını bir nevi securitize ederek sömürür. Üretim hattında başlayan sömürü, “finansallaşma” üzerinden hane halkının yaşam hattına uzanır. Marx’ın (2011) kredinin rolünü tartışırken vurguladığı gibi, “sermayenin kökeninin tasarruf olduğu yolundaki söz de burada gene çıkarcı bir anlama bürünür; çünkü onun [spekülatör] istediği şey, kendisi için başkalarının tasarrufta bulunmasıdır.”

Keza, Devlet’in “hizmet” performansını asgariye indiren neoliberal politikalar, alt sınıfların güvenebileceği yatay dayanışma ağlarını (sendikalar, kolektif örgütlenmeler, sosyal güvenlik vs.) zayıflatarak güven kaybını artırır. Kitleler, açık ya da örtülü teşviklerle dikey ve enformel ağlara (tarikatlar, tefeciler, spekülatif fonlar vs.) yönlendirilir. Negatif reel faiz rejimi, gelirin bir kısmını harcayıp kalanını güvenli mevduatta ya da yastık altında tutmayı rasyonel olmaktan çıkarmıştır. Yoksa tarihsel olarak ihtiyatlı küçük burjuvazinin “risk iştahı” kabarmış değildir. Bilâkis sistemik bir zorunlulukla, zenginleşmekten ziyade sınırlı birikimini erimeden koruyabilmek uğruna spekülatif alanlara sürüklenmiştir.

Türkiye’deki fon vurgunlarında “az parayla girip kısa sürede muazzam servet edinen” figürlere (ünlü ekonomistler, holding CEO’ları, tepe yöneticiler) bakıldığında, bunların sermaye piyasalarındaki bir fiyatlama hatasını kazanca dönüştürmekten (arbitraj) ziyade sosyal ağlardaki yapısal boşlukları ve bilgi asimetrisini değerlendirdikleri görülür. Sistem, yatırımın gerçek getirisine değil, ağın zayıf bağlar üzerinden sürekli genişlemesine ve yapısal boşluklarda konumlanan “aracının” yarattığı güven ve itibar illüzyonuna dayanır. Ağı kontrol eden aktör(ler), yapısal boşluk kapandığı veya zayıf bağlardan yeni likidite akışı kesildiği (vurgunun kendini ifşa ettiği) ana kadar merkezî aracılık (betweenness) işlevini sürdürür.

Nasrettin Hoca’nın, daha doğrusu Godley ve Lavoie’nin (2012) “Stok-Akım Tutarlılığı” (Stock-Flow Consistency) modeli çerçevesinde ifade edecek olursak, ponzi tarzı sistemlerin bekası, borç/yükümlülük stoklarının gelir akımlarıyla çevrilebilmesine bağlıdır. Sisteme giren akım (inflow), vaat edilen kâr ödemelerini ve sistemden çıkan akımı (outflow) karşılayamaz hâle geldiğinde fonun nakit stoku sıfırlanacaktır. Böylece A kişisinin stok kaybı, B kişisinin akım geliri ve nihayet yeni mevduat/menkul kıymet stoku hâline gelir. Eş deyişle, para buharlaşmaz; mülksüzleştirilen gruptan sistemden “vaktinde” çıkan gruba aktarılır. Makroekonomik anlamda “sıfır toplamlı” bir yeniden dağıtım (ya da yaygın deyimle ‘silkeleme’) söz konusudur.

Sonuç: Ağlardan İlişkilere

Sosyal ağ analizleri, “kimin kiminle nasıl ilişki kurduğunu” (betimsel düzeyde) haritalandırma anlamında işlevseldir. Odağı “noktalardan” (ya da mekânlardan) “bağlantılara ve akışlara” kaydıran ağ analizlerinin, mekânı sermaye, insan, bilgi, otorite ve itibar akışlarının yoğunlaştığı/düğümlendiği ağlar bütünü olarak sunması, literatüre önemli bir katkıdır.

Bununla birlikte, ağ temelli açıklamalar, grup içi ve gruplar arası etkileşimleri “nötr” ya da doğal mekanizmaların ürünü saymakla maluldür. Ağ mantığının toplumsal gerçekliği açıklama iddiasındaki modellemeleri, nesnel dünyayı âdeta düzleştirerek (bir tür ‘Düz Ontoloji’) tarihsel yapıları ve sınıfsal asimetrileri örtbas etme eğilimindedir. Oysa “güç” yalnızca bir iletişim veya ilişki ağı kurma becerisi olmadığı gibi, sömürü ilişkisi de sıradan bir “ağ içi etkileşim” değildir. Dahası, sosyal alanda hemen her şeyi “ağ” üzerinden açıklama eğilimi, esasen “Kapitalizmin Yeni Ruhu” olarak tanımlanan neoliberal çalışma ve örgütlenme biçimlerinin (esnek, ağ tabanlı, proje odaklı) teoriye sızmasıdır.

Finansallaşma, ponzi dinamikleri ya da mülksüzleştirme söz konusu olduğunda eleştirel ve sınıfsal bir perspektif zorunludur. Böyle bir perspektif, ana akım (neoklasik) iktisadın genellikle “finansal okuryazarlık eksikliği”, “aşırı risk iştahı” veya “münferit dolandırıcılık vakaları” olarak tanımladığı olguların ardındaki bölüşüm ilişkilerini, güç hiyerarşilerini ve mülkiyet biçimlerini görmemizi sağlar.

Böylece örneğin Granovetter ve Burt’ün “ağ merkezîliği” ya da “yapısal boşluk” olarak gördüğü etkileşim alanları, orta/alt sınıfların birikimlerinin üst sınıflara aktarıldığı birer mülksüzleştirme mekanizması olarak karşımıza çıkar. Keza, sosyal ağlar nötr platformlar olmayıp, mevcut sınıfsal eşitsizlikleri yeniden üreten ve derinleştiren birer kaldıraçtır (alt sınıflar için aslında “indireç” terimi daha uygun olabilir). Ağ merkezîliği de –egemen sınıf için– somut bir değer üretmeden rant, komisyon ve asimetrik bilgi üzerinden sermayeyi büyütme ve riski toplumsallaştırma vasıtasıdır. Ağlar bizi ilişkilere götürmüyorsa ağlara takılmış olabiliriz.

Buna karşılık, neoliberal ekonomist ve siyasetçiler, bizden öncelikle “Kedi nerede?” diye sormamızı isterler. Finansallaşmış kapitalizmde kedi, her fırsatta tartıya çıkarılan, her harcaması “enflasyonist” etki yapan, ciğeri ancak vitrinde seyreden emekçi-emekli kitleleri temsil eder. Oysa ciğeri mideye indirenler, hazine raporlarında ayak izlerine rastlanmayan para tacirleridir. Toplumun geri kalanını temsil eden Nasrettin Hoca ise üretim araçlarıyla birlikte parayı da toplumsallaştıracak bir sosyalist programın yokluğunda, spekülatif finans alanlarında getiri ve güvence aramayı sürdürecektir.

Bütün bunlar, bizi nihayet Marksist kuramın analitik üstünlüğünü tanımaya götürür. Ancak fon vurgunları dâhil finansallaşmanın Marksist analizi müstakil bir yazı ister. İşi erbabına bırakmadan şu kadarını söylemeye mecburuz: Marx’ın (2011) fazla detaylandırmadan geçtiği “fiktif sermayenin”[6] yeni formlarının zuhuru, bazen skandala dönüşen fon vurgunlarının kapitalist finans sisteminin marjinal değil, aslî birer unsuru olduğunu gösterir. Finansallaşmış kapitalizmin bizzat kendisi ponzi tarzında yapılanmış olup, alt sınıfların küçük birikimlerini egemen sınıflara aktaracak şekilde işler. Ciğerin gittiği yer bellidir. Bu süreci karakterize eden mülksüzleştirme, piyasaların serbest işleyişinin doğal bir sonucu değil, sınıfsal gücün yasalar ve finansal ağlar vasıtasıyla kullanılmasıdır.

Marx, aynı yerde şu uyarıcı alıntıyı paylaşır: “Ucuz sermaye spekülasyonu kolaylaştırır, tıpkı ucuz dana etiyle biranın oburluğu ve ayyaşlığı kolaylaştırması gibi.”

Muhsin Altun

1 Ekim 2026

Dipnotlar:

[1] Hem bireysel hem de grup fenotipleri bireysel uygunluğu (fitness) etkilediğinde çok düzeyli seçilim meydana gelir (Costello vd., 2023).

[2] Niş inşası (Niche construction), organizmaların çevrelerini, deneyimledikleri seçilim baskılarını değiştirecek (alter) şekilde nasıl değiştirdiklerini (modify) açıklar. Kolektif sosyal niş inşası, bireylerin etkileşimler yoluyla sosyal çevrelerini aktif olarak şekillendirme keyfiyetini, iş birliğini, patojen bulaşmasını ve bilgi akışını etkileyen ağ yapıları oluşturmasını ifade eder (Sueur vd., 2026).

[3] Statü sinyali vermek (status signaling), kabaca, sosyal/siyasal konumun, servetin veya kültürel sermayenin, davranışlar, pahalı harcamalar ve tercihler vasıtasıyla –bilinçli ya da bilinçdışı biçimlerde– kitleye iletilmesidir.

[4] Bir bağın gücü, bağı karakterize eden zaman miktarının, duygusal yoğunluğun, samimiyetin (karşılıklı dertleşme/güvenme) ve karşılıklı hizmetlerin (muhtemelen lineer) bir bileşimidir (Granovetter, 1973).

[5] Negatif reel faiz: Nominal faiz oranının gerçekleşen veya beklenen enflasyon oranının altında kalması.

[6] Fiktif sermaye (fictitious capital), kabaca, gerçek bir mal üretimi, hizmet veya artık-değer yaratma süreciyle ilgisi bulunmayan, gelecekte elde edilmesi umulan gelir akışlarının bugün birer varlık/sermaye gibi fiyatlandırılıp piyasada alınıp satılmasıdır. Marx (2011), Kapital’in 3. cildinin “Kredi ve Fiktif Sermaye” başlıklı 25. bölümünün girişinde şöyle yazar: “Kredi sistemleri ile bu sistemin kendi kullanımı için yarattığı araçların (kredi, para vb.) çok ayrıntılı bir incelemesi bizim plânımızın dışında kalır.”

Kaynakça:

Bourdieu, P. (1986). The Forms of Capital. J.G. Richardson (Ed.), Handbook of Theory and Research for the Sociology of Education (pp. 241-258). New York, NY: Greenwood Press.

Bourdieu, P. (2021). Ayrım: Beğeni Yargısının Toplumsal Eleştirisi (Çev. D. Fırat, G. Berkkurt). İstanbul: Nika.

Burt, R.S. (2004). Structural Holes and Good Ideas. American Journal of Sociology, 110(2): 349-399.

Costello, R.A., Cook, P.A., Brodie, E.D., & Formica, V.A. (2023). Multilevel selection on social network traits differs between sexes in experimental populations of forked fungus beetles. Evolution; international journal of organic evolution, 77(1): 289-303.

Godley, W. & Lavoie, M. (2012). Monetary economics: An Integrated Approach to Credit, Money, Income, Production and Wealth (2nd Ed.). New York, NY: Palgrave Macmillan.

Granovetter, M.S. (1973). The Strength of Weak Ties. American Journal of Sociology, 78(6): 1360-1380.

Marx, K. (2011). Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi, Üçüncü Cilt (7. Baskı) (Çev. A. Bilgi). Ankara: Sol.

Philson, C.S., Martin, J.G.A, & Blumstein, D.T. (2025). Multilevel selection on individual and group social behaviour in the wild. Proceedings. Biological sciences, 292(2043): 20243061.

Sueur, C., Solé, R., & Deneubourg, J.L. (2026). Collective social niche construction shaping adaptive social networks. Trends in ecology & evolution, 41(7): 607-617.