İstanbul Finans Merkezi (İFM) 2023 yılında açılmak üzereyken, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Göksel Aşan, Dubai Finans Merkezi’nde ne varsa İFM’de de olduğunu ifade etmişti.[1] Aşan’a göre, daha fazlasının olup olmayacağı yolda belli olacaktı. “Daha fazlasının”, Türk hukukuna bağlı olmayan, finans sermayesine tâbi mahkemeler olduğu 2026 yılı itibariyle belirginleşmeye başladı.
Geçtiğimiz günlerde yeni Adalet Bakanı’nın İstanbul’daki tüm ticaret mahkemelerinin İFM’ye taşınabileceği yönündeki açıklamaları, devamında Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul’daki tüm ticaret mahkemelerinin birleştirilmesi kararı[2] çok güncel işaretler olmakla birlikte, bu gelişmeleri, 2025’in Mart ayındaki iki önemli hukuk-ekonomi-politik gelişmeyle birlikte okumak gerekiyor:
“İstanbul ticaret şehri, ticarî şirketlerimiz burada, dünyanın ticareti de buradan dönüyor ve ticaret mahkemeleri de çok önemli mahkemeler… Yer belli değil Finans Şehir var, orada bir kompleks içerisinde olacak. Sadece bu davalara bakacak ticaret hâkimlerimiz ayrı olarak, yani normalde adliye dışında ayrı olarak, bu binalarda görev yapacak… Ticarî güven sağlanırsa şirketler Türkiye’de yatırım yapar… İstanbul finans şehri, ticaret şehri.”[3]
Bakan’ın açıklaması kendi başına epey fikir vericidir. Takip edilenin Dubai Finans Merkezi Mahkemeleri modeli olduğu da görülmektedir. Bu modeli, 2025 yılında ortaya çıkan gelişmelerle birlikte aşağıda göstermeye çalışacağız fakat ondan önce tarihsel bağlama göz atmak faydalı olacaktır. Zira 100 yıl sonra bir eşik daha aşılmaktadır.
1926 Eşiği
Bakan’ın açıklamasında vurgu yapılan İstanbul ve finans sermayesinin bağımsızlığı, 1927 yılına kadar Ankara için sorun teşkil etmiştir. Mustafa Kemal, İstanbul’dan ayrıldığı 1919’dan 1 Temmuz 1927’ye kadar kente ayak basmayacaktır. Bu süre zarfında nüfus mübadelesi, yeni nüfus inşası ve ardından sayımı işleri hâlledilecek, İttihatçı muhalifler “Suikast Davası” ve devamı davalarla tasfiye edilecek, 1927 baharından itibaren TKP tevkifatları şiddetlenecek ve bu basınç altında düşkünleşen TKP kadrolarından Kemalizm hizmetkârı millî iktisatçı Kadro dergisi devşirilecek, aynı günlerde Teşviki Sanayi Kanunu çıkarılacak, CHP kurultayında resmî tarihin corpusu hâlini alacak olan Nutuk okunacak, yıl sonunda Cumhuriyet’in ilk banknotları tedavüle girecektir. Bu tarihe kadar yeni Türkiye kendi parasını basmamıştır. Yeni para basma işinin detayları, piyasadaki bankalara bırakılmıştır. Bu bankalardan İtibar-ı Millî’nin iki kurucusundan Maliye Eski Bakanı Cavit Bey, İstanbul sermayesinin ve bununla bağlantılı olarak uluslararası sermayenin takip ettiği isimdir; diğer bir ittihatçı Kara Kemal ise İstanbul esnaf örgütlenmesinin başındandır. Özellikle bu ikisinin tasfiyesi, Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönüşünü kolaylaştırmıştır, âdeta İstanbul’un süngüsünü düşürmüştür. İtibar-ı Millî Bankası kısa süre sonra İş Bankası’na devredilecektir. Yeni banknot kanununun yürütülmesi işinde ise Maliye ve Adalet Bakanlıkları yetkili kılınmıştır.[4]
Adalet Bakanlığı da yetkili kılınmıştır çünkü sermayenin ve piyasanın reorganizasyonu “zor” gerektirmektedir. Bu siyasal faaliyetler, 1838 Baltalimanı Antlaşması’nın uzantısı olan kapitülasyon düzeninin ve çok uluslu karma ticaret mahkemelerinin Birinci Paylaşım Savaşı sırasında ortadan kaldırılmasının devamı niteliğindedir. 1929 ekonomik buhranına giden koşullarda Türk burjuvazisinin inşası ve iç pazara hâkim olması, devlet ve onun hukukunun zoruyla mümkün olacaktır. Liberallerin aldanmasının aksine, “hukuk devleti”nin özü de budur zaten. “Hukuk güvenliği” bu gerçeğin bir parçası olarak, esasında toplumun dar bir kesiminin, yüksek burjuvazinin ve onun sermayesinin güvenliğidir.
.jpg)
1927 sonunda tedavüle sokulan yeni banknotlardan bir örnek. Ankara ve Türkî semboller barizdir
1927’de atılan adımların öncüsü olarak 1926’da, Suikast Yargılamaları’nın başlanmasından aylar önce, şirketler için Türkçe kayıt ve işlem zorunluluğu getirilerek bir eşik aşılmıştır. Bu tarihe kadar Türk veya yabancı menşeli İstanbul sermayesi bakımından beynelmilel bir işleyişin hâkim olduğu görülüyor. İşte bu zorunluluk İFM açısından 2022’de kaldırılmış, İFM bünyesindeki firmalar Türkçe kayıt ve işlem zorunluluğunun dışına çıkarılmışlardır; denilebilir ki İstanbul açısından 100 yıl sonra, 1926 öncesine dönüş için bir girişimde bulunulmuştur.[5] Aynı kanun maddesinde İFM kapsamındaki firmaların, Türkiye’deki diğer firmalardan ayrı olarak, yabancı para kısıtlamalarına tâbi olmayacakları, başka ülke hukuku seçebilecekleri düzenlenir. Devamında burada çalışacak yabancıların çalışma izni prosedürleri dışında oldukları yazılıdır. Âdeta bağımsız bir alan yaratılmıştır.
2022’de Türkçe zorunluluğu İFM için kaldırıldığında, CHP görev savmak kabilinden Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Bu başvuruda CHP, sanki memlekette tercüme yapılamıyormuş gibi, meseleyi “belirlilik” sorununa kilitler. Madalyonun diğer yüzü olarak, CHP öteden beri sermaye için hukuk güvenliği sloganını tutturmuş durumdadır; bu hâliyle, sermayenin Türkiye’de at koşturmasından esaslı bir rahatsızlığı da olamazdı. CHP geleneği ile AKP geleneğinin yabancı sermaye sevgisi, İnönü’nün 12 Temmuz 1947 Beyannamesi’nden beri aşikârdır. Görünüşte adil bir siyasî rekabet taahhüdü gibi yazılmış metnin arkasında İngiltere’de oturulan masa, devalüasyon, İkinci Paylaşım Savaşı döneminde işçi sınıfının canı çıkarılarak elde edilmiş ilksel birikim sonrası dışa açılım vardır.[6] 75 yıllık bu çadır tiyatrosunun bir perdesi olan Anayasa Mahkemesi’ndeki davaya dönelim. Tekel direnişinde gündeme gelen 4/C köleliğinin iptali için Danıştay’ın yaptığı itirazın Anayasa Mahkemesi’nde reddedilmesinden, otoyol firmalarının devlet gibi para cezası kesmesine yapılan itirazda verdiği ret kararlarına kadar sermayenin hizasından şaşmayan Anayasa Mahkemesi, CHP’nin asistini gole çevirmeyi bilmiştir, ayağını bastığı ekonomi politik çizgiyi de oy birliğiyle ortaya koymuştur:
“Kuralda İFM’de katılımcı sıfatıyla faaliyet gösterenler için öngörülen istisnanın kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır… 7412 sayılı Kanun’un amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin finansal rekabet gücünü uluslararası alanda artırmak, finansal piyasalar ile ürün ve hizmetlerin gelişmesine ve derinleşmesine katkıda bulunmak, uluslararası finans ve sermaye piyasalarına entegrasyonu güçlendirmek ve bu sayede İFM’nin önde gelen küresel finans merkezlerinden biri olmasını sağlamaktır. Dava konusu kuralla 7412 sayılı Kanun’un amacına uygun olarak katılımcılara kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında düzenledikleri her nevi muamele, mukavele ve muhabere hakkında Türkçe dışında başka bir dil kullanma imkânı tanınmasının kamu yararı amacına yönelik olmadığı söylenemez.”[7]
Anayasa Mahkemesi’ne 2022’de açılan iptal davaları genellikle bir yılda karara bağlanmışken, İFM ile ilgili davanın yaklaşık üç yıllık bir bekleyişten sonra, 2025 Mart’ında karara bağlanması düşündürücüdür. Tam da bu günlerde, Dubai’de, 2004 tarihli Dubai Finans Merkezi Mahkemeleri ve ilgili diğer Dubai kanunları tek bir metinde toplanarak mutlak bağımsız bir model oluşturulacaktır.[8] Bu modelin detaylarına girmeden önce, tarihsel sürece biraz daha yer vereceğiz. 2004 yılı, Dubai ve Türkiye bakımından senkronize işaretler vermektedir.
2004 Teşebbüsü
Büyükdere Caddesi, 1980’lerden itibaren finans sermayesinin yeni üssü olmaya başlamış, 90’larda süreç hızlanmış, 2005’e gelene kadar pek çok bankanın genel müdürlüğü bu hatta oturmuştur. 2001 krizini takiben iktidara getirilen AKP’nin İstanbul ve finans sermayesinin serbestliği konusundaki yaklaşımı, Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı dönemindeki beyanlarına kadar takip edilebilir. Erdoğan’ın 1994’te Türkiye’nin Ankara’dan yönetilemeyeceğine dair sözleri, “İstanbul Ankara’dan asla yönetilemez,” diyen Ekrem İmamoğlu’nun bakışıyla paralellik gösteriyor. Esasında Erdoğan ve İmamoğlu’nun söylemleri, devletin bir kanadının örtük eğilimlerini anlamak açısından birlikte analiz edilmeyi beklemektedir.
2004 yılında, finans sermayesinin belli başlı unsurları artık Büyükdere hattında toplandığında, ticaret mahkemeleri de klasik Sultanahmet adliye organizasyonundan çıkarılarak 4. Levent’te bulunan Ekinciler Holding’in eski binasına taşınmıştır.[9] Tam da bu günlerde Dubai Finans Merkezi kurulmakta, İngiliz hukukuna tâbi finans mahkemeleri hayata geçmektedir. Bu tarihten sonra 4. Levent plaza adliyesi; hâkimiyle, avukatıyla, giyim kuşamıyla ayrı bir yüksek burjuva atmosferi yansıtmış, buradaki mahkemeler 2011’de Çağlayan’a taşınana kadar bu vaziyet sürmüştür. Daha ileri gidilemediğini düşünmek gerekmektedir.
.jpg)
2004-2011 arasında İstanbul ticaret mahkemelerinin “Büyükdere hattında” çalıştığı plaza
Bugünden geriye bakıldığında, 4. Levent hâdisesinin İstanbul’un özerkliği ve ikili hukuk düzeni yolunda bir teşebbüs olduğu ve yarım kaldığı, ülkenin siyasal koşullarının henüz cesaret vermediği anlaşılıyor. Örneğin, tam da ticaret mahkemelerinin taşınmasından aylar önce, 2004’te belediye başkanlığına gelen Kadir Topbaş, Büyükdere hattına bizzat Dubai sermayesini getirmeye çalışmış, İETT arazisine Dubai Towers yapılması plânlanmış ancak başarılı olamamıştır; süreç Ankara’da Danıştay müdahalesiyle noktalanmıştır. Daha sonra iptal edilecek olan ihaleyi alan Maktum, bahsettiğimiz finans mahkemeleri kanunlarını da çıkaran hükümran; kanundaki ifadesiyle Ruler of Dubai’dir.
2004-2011 kesitinin üstünden çok sular akmış, nihayet İFM’nin inşasından sonra Merkez Bankası, BDDK ve SPK buraya taşınmıştır. Bunları takiben Büyükdere hattından ayrılan kamu bankları İFM yerleşkesine gelmiştir. Sermaye ve İstanbul’un reorganizasyonu açısından ticaret mahkemelerinin finans merkezine çekilmesi süreklilik taşıyan bir teşebbüstür. Öyle anlaşılıyor ki İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan Ankara’ya yükselme çizgisinin seçim kazanmanın ötesinde, ülkenin kendine özgü ekonomi politiği bakımından belirleyici bir yeri vardır. İstanbul düzeni, 2000’lerden itibaren artan oranda Ankara’da etkili olmuş, Ankara’nın merkezî kurumları âdeta İstanbul’un özerkliği için seferber edilmiştir. Hâlihazırda İFM’de başı kamu kurumları çekmektedir; özel finans kurumları henüz adım atmamıştır. İstanbul’un konumu bakımdan 2025 Mart’ına dönecek olursak, İmamoğlu’nun tutuklanmasını takiben AKP’nin MHP’ye karşı irade koyarak İBB’ye kayyum atanmasını engellemesi, alelacele bir pazar günü Valiliğin, İBB Meclisi’ne içeriden seçim yolunu açmasını not ederek ilerlemek istiyoruz.
2004’te yarım kalan girişim öyle görünüyor ki 2026’da yeniden gündeme alınmıştır.
Dubai Modeli
Neden İngiliz “The City modeli” değil de Dubai modeli olarak adlandırıyoruz?
The City of London Corporation, Londra içinde ayrı bir yönetim sistemine sahip olan ve dünya finans hareketlerinin bağlandığı tarihsel ve idarî merkezdir. Fakat bu merkezin dili doğal olarak İngilizcedir; ayrı mahkemeleri yoktur, finans işlerinin görüldüğü mahkemeler İngiliz hukuk sisteminin içerisindedir. Bu mahkemeler gerek önlerine gelen dosyalarla gerekse de common law sisteminde mahkeme kararlarının sonraki davaları bağlayan yapısı gereği, dünya finans sisteminde yaşanan uyuşmazlıkların çözüm merkezidirler.
Dubai örneğinde ise ayrı bir ulusal hukuk düzeni, mevzuat ve mahkemeler vardır. Söz gelimi ulusal hukuk gereği Dubai’de Arapça yargılama yapmak, faize hükmetmemek gerekirken, Finans Merkezi Mahkemeleri’nde faize hükmedilebilmektedir. Yurtdışından hâkimler görev yapmaktadır. Yargılama dili İngilizcedir.[10] Bu bakımdan Türkiye’de teşkil edilecek olası İstanbul Finans Merkezi Mahkemeleri model olarak, ikili hukuk düzenini formüle eden Dubai’ye dayanacaktır. Dubai sisteminde, finans merkezi mahkemelerinin uygulayacağı ticaret kuralları da common law esas alınarak düzenlenmiştir. Ayrıca bu mahkemeler, bugün common law sistemine dâhil olan “hakkaniyet” (equity) usulüne göre geniş ve esnek emirler verme yetkileriyle de donatılmıştır.[11] Taraflar isterlerse ayrı bir hukukun uygulanmasını da kararlaştırabileceklerdir.
Türkiye’de AYM’nin İFM için Türkçe zorunluluğunun kaldırılmasına onay verdiği 2025 Mart’ında, 2004’teki gibi İngiliz dilinde çıkarılan yeni kanunla Dubai Finans Merkezi Mahkemeleri, Dubai hukuk sistemiyle var olan zayıf bağlarını da koparmıştır. Gelinen aşamada finans mahkemelerinin kararlarının uygulanması da bu mahkeme sisteminin altına alınmış, her türlü tedbir ve zorlayıcı geçici önlem alma yetkisi netleştirilmiş, yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya reddi gibi, öteden beri ulusal egemenlik yetkisi kapsamında görülen yetkiler bu mahkemelere verilmiş, uluslararası mal varlığı dondurma yetkileri güçlendirilmiştir. En çarpıcı hükümlerden birisi ise bahsettiğimiz çok milletli ve İngiliz hukuklu bu finans mahkemelerinin, Finans Merkezi dışındaki Dubai topraklarında uygulanması gereken kararlarına ilişkin 32/B maddesidir. Bu maddeye göre Dubai’nin ulusal mahkeme sisteminde görev yapan icra hâkimleri bu kararları uygularken ancak aracılık yapar, içeriği sorgulayamaz. Bu sistem sermayeye, bugün Türkiye’de yürürlükte olan tahkim sistemiyle kıyaslanamayacak bir güvenlik, bağlayıcılık, düzen, güç ve istikrar vaat etmektedir. İstanbul özerk bir bölgesel finans üssü olacaksa, bunlara ihtiyaç duyacaktır.
Sermaye ve Devlete Hukuk Güvenliği - Pürüzler
Çeşitli ölçümlerde Türkiye’nin “hukuk devleti” sıralaması yıldan yıla geriye gittiği söylenegelmekte, ah vah edilmektedir. Bu ölçümlerin alt katmanlarına girildiğinde ise ilginç tablolar ortaya çıkmaktadır. Örneğin genel skorda alt sıralarda yer alan Türkiye, iş kamu güvenliği ve düzene gelince bu alt dalda dünya ortalamasını tutturuyor:
.jpg)
Yine yolsuzlukla mücadelede de genel performansının aksine Türkiye dünya ortalamasında seyrediyor:
.jpg)
Ne var ki hükûmet gücünün sınırlanması konusuna gelince Türkiye, kendi genel sıralamasının (118.) da gerisine düşerek değerlendirmeye alınan ülkelerin sondan 7.’si olarak temayüz ediyor:
.jpg)
Bu verinin de alt kırılımında, Türkiye’yi en geriye çeken faktör hükûmet yetkilerinin bağımsız denetim ve gözetimidir. Bu açıdan Türkiye iki sıra daha geriliyor. Bu manzara Türkiye’de uluslararası finans kapital için uygun güvenlik ve istikrar ortamının varlığına, ancak aşılması gereken merkezî idare sorununa işaret etmektedir. Tekrar edecek olursak, sağcısından solcusuna ağızlara sakız ettirilen hukuk devleti, hukuk güvenliği gibi kavramlardan kapitalist sistemin anladığı, sermayenin güvenliği ve serbestliğidir; yukarıda örneklediğimiz türden ölçümlerin hitap ettiği asıl merkez de orasıdır; dünya yüzeyinde gezinen sermayenin yatırım tercihlerine veri sağlanmaktadır. Temel haklar vs., bu işin süsüdür, ideolojik kabul kılıfıdır.
Bağlayacak olursak, İstanbul Finans Merkezi Mahkemeleri hayali, sermayenin ve devletin bir kanadının içini ısıtıyor olsa gerek. Buna yönelik teşebbüslerin ve kaynak modelin en azından 2004’ten bu yana izlerini sürebiliyoruz. Türkiye’nin müzmin Ankara-İstanbul fay hattına da denk gelen bu hâdisenin geleceği bugünden muğlâktır. İşler istendiği gibi giderse, muhtemelen önce tüm ticaret mahkemeleri tercihen İFM içerisinde bir binaya veya başka uygun bir plaza adliyeye taşınacak, daha sonra ihtisaslaşma adı altında bu mahkemelerden bir kısmı buradaki uluslararası finans işlerine ayrılacak ve adım adım İngiliz hukuk sistemine entegre olunacak, neticede Türk ticaret mahkemeleri genel adliyelere gerisin geri gönderilecektir. Başarı sağlanamazsa ikinci bir kadük 4. Levent plaza adliyesi hâdisesi yaşanmış olacaktır.
Her hâlükârda İstanbul Finans Merkezi Mahkemeleri üzerine düşünmek, Türkiye’de devletin ve sermayenin çatlaklarını görmek, siyasî sahada söylemlerin ardında yatan birliktelikleri idrak etmek ve hukukun esas rolünü anlamak bakımında verimlidir.
Onur Şahinkaya
27 Şubat 2026
Fotoğraf: Dubai Finans Merkezi Mahkemeleri’nin iki yeni İngiliz üyesi yargıç Andrew Gerard Moran ve Rene Le Miere, Ruler of Dubai Şeyh Maktum’un önünde yemin ederken.
Ekler (1 Nisan 2025):
Ek- 1: Yazının kaleme alınmasıyla yayımlanması arasında geçen yaklaşık bir aylık süre zarfında Dubai, küresel finans sermayesi, bu sermayenin bölgemizdeki sistemi ve koruma ağları, ABD/İsrail-İran Savaşı dâhilinde ciddi hasarlar almıştır. Bunların orta uzun vadedeki akıbetlerinin, ülkemizdeki süreci de etkilemesi beklenmelidir. Ancak bu etki, Dubai modelini geçersiz kılmayıp Türkiye’nin modelin asıl taşıyıcısı hâline gelmesine yol açabilir. Zira:
Ek- 2: Yine yazının kaleme alınmasından sonra, geçtiğimiz günlerde, NATO’nun Türkiye karargâhının kurulmakta olduğu ifşa edildi; devamında İstanbul Boğazı’nda NATO komutanlığı ihdas edileceği anlaşıldı. Bunların üstüne, 29 Mart’ta NATO, Ankara’da toplanacak Zirvesi için 100 gün kaldığını ilân ederek geri sayım başlattı. Bundan bir gün önce, dünyanın en büyük fon şirketi olan BlackRock’un CEO’su ve Dünya Ekonomik Formu Eş Başkanı Laurence D. Fink, İstanbul’da Tayyip Erdoğan’la bir araya geldi. Hâlihazırda dolar kurunu tutmak için rezerv satmakta olan Türkiye’ye sermaye girişinin ne zaman olacağı ve devalüasyon konuşulmaya başlandı. Bu gelişmeler, yazıda izah ettiğimiz model ve modelin Türkiye’ye ihracı süreçleriyle uyumludur. NATO’nun Türkiye’de yapılan son zirvesi yazıda vurguladığımız 2004 yılındaydı, aynı yıl Dubai ile senkronize biçimde sermayenin güveliği için adı konmamış bir finans mahkemeleri sistemine girişildiğini gösterdik. Şimdi tam da NATO’nun Irak’tan çekildiği, Dubai’nin İran tarafından darbelendiği, NATO’nun karargâh, daimî deniz komutanlığı ve Zirve düzeyinde Türkiye’ye girmekte olduğu 2026 yılında, finans merkezi mahkemeleri girişiminin yeniden gündeme alındığını göstermiş oluyoruz. Özetle, serbest ticaretin ve pazar ekonomisinin hukuku, NATO ve sermaye hukukudur da diyebiliriz. Gerekli yerlere gerektiği zamanda atanmasıyla ve güvenlikçi ekole mensubiyetiyle meşhur yeni bakana ilân ettirdiler, her yönüyle uygundur, gelişinin bir sebebi de budur diyebiliriz.
Dipnotlar:
[1] “Daha fazlası olur mu, olmaz mı o biraz yol üzerinde belli olacak. Dubai Finans Merkezi’nde kabaca ne varsa bizde de var.” [“İstanbul Finans Merkezi’nin tamamı kısa sürede açılacak”, 1 Mayıs 2023, Yeni Şafak.] Göksel Aşan, yakın tarihte Can Holding soruşturmasına dâhil edilmiş, 2025 sonu itibariyle Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanlığı görevinden istifa etmiştir.
[2] 20 Şubat 2026 tarih ve 33174 sayılı Resmî Gazete.
[3] “Adalet Bakanı Akın Gürlek - A Haber Özel Röportaj”, 13 Şubat 2026, Youtube.
[4] “Mevcut Evrakı Nakliyenin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun”, TBMM. Merkez Bankaları, sermaye-devlet iç içeliğini perdeleyen kurumlardır, TCMB’nın henüz kurulmadığı 1927 yılında ilk banknotların basılması hâdisesinde bankalara verilen yetki bu gerçeğe ışık tutmaktadır. Mevcut TCMB da esasında devletin yanında kamu ve özel bankaların hissedarı oldukları bir anonim şirkettir.
[5] İstanbul Finans Merkezi Kanunu.m.7: “Katılımcıların kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında düzenlenen her nevi muamele, mukavele ve muhabere hakkında 10/4/1926 tarihli ve 805 sayılı İktisadî Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanunun 1 inci ve 3 üncü maddeleri uygulanmaz.” Resmî Gazete.
[6] “12 Temmuz’a giden süreçte İngiltere’ye yapılan ziyaretin önemli bir yeri vardır. 10 Mayıs 1947’de İngiliz Parlamentosunun daveti üzerine aralarında DP’den Fuad Köprülü ve Enis Akaygen ve CHP’den heyete başkanlık eden Hüseyin Cahit Yalçın, Nihat Erim gibi isimlerin yer aldığı milletvekilleri Londra’ya gittiler. Heyetin ziyareti 6 Haziran’a kadar sürmüştür. Erim ve Köprülü arasında yapılan görüşmelerde, DP ile CHP arasındaki ilişkinin bir düzene oturtulması, uzlaşmanın gereği, anlaşmazlık noktalarının çözümlenmesi ve iki parti arasında bir dostluğun başlaması konusunda anlaşmaya varılmıştır.” Doç. Dr. Hüseyin Çavuşoğlu, “12 Temmuz Beyannamesi Süreci ve Beyannamenin Türk Siyasal Hayatına Etkisi Üzerine Bir Değerlendirme”, Bartın Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2021, Cilt 12, Sayı 23 s. 146, Dergipark.
[7] Anayasa Mahkemesi’nin 6 Mart 2025 tarih, 2022/106E. ve 2025/68K. sayılı kararı, AYM.
[8] 3 Mart 2025 tarihli ve 2 sayılı Dubai Uluslararası Finans Mahkemeleri Kanunu (Dubai International Financial Centre Courts), Difccourts.
[9] “Sultanahmet Ticaret ve Tüketici Mahkemeleri Taşınıyor”, 13 Ağustos 2004, İstanbul Barosu. Ekinciler Holding daha sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nun çocuk ve torunlarını küçük yaşta SGK’lı yapmasıyla haberlere konu olacaktır.
[10] Dubai Uluslararası Finans Mahkemeleri Kanunu m.7, 9 ve 41.
[11] Dubai Uluslararası Finans Mahkemeleri Kanunu m.24.