Fars Körfezi adı etrafında belli bir romantizm havası dolaşır; ancak bölgeyi en iyi tanıyanlar, ona romantik bir gözle bakmaya en az meyilli olanlardır. Burası kasvetli kıyıların, kavurucu rüzgârların ve acımasız güneşin hüküm sürdüğü bir bölgedir. Yaşamın sunduğu imkânlar az ve seyrektir. Doğa en sert hâliyle hüküm sürer ve insan onun eserini iyileştirmek için pek az şey yapabilmiştir. Nüfus seyrektir, yaşam standardı düşüktür. Kasabalar az ve sağlıksızdır; köyler ise çamurdan kulübelerin kümelenmesinden biraz fazlasıdır.
Gelişigüzel bir ziyaretçiye burası, medeniyetin neredeyse hiç nüfuz etmediği sıradan bir geri kalmış bölge gibi görünebilir.
Ancak görünüşler aldatıcıdır. Yüzyıllar boyunca bu uzak geri kalmış bölge dünya tarihinde rol oynamıştır. Kıyıları, İskender’in lejyonlarının yürüyüş sesleriyle yankılanmıştır. İmparatorlukların yükselişine ve çöküşüne tanıklık etmiştir. Batılı denizci ulusların rekabetini izlemiştir.
Hindistan’a giden ana yol üzerinde yer alması nedeniyle, son yüz yıl içinde İngilizlerin gözünde giderek artan bir önem kazanmıştır. Bir yüzyıldan uzun süredir Büyük Britanya, Körfez sularında baskın güç olmuştur. Bu deniz yolunun dünya ticaretine açık tutulması tamamen İngiliz çabası ve girişimi sayesinde olmuştur. Bu suları biz denetledik; deniz fenerleri inşa ettik, şamandıralar ve kablolar döşedik, korsanlığı bastırdık, köle ticaretine son verdik ve silâh kaçakçılığını kontrol altına aldık. Huzursuz Arap kabilelerini denizde barışı korumaya zorladık. Uzun yıllardır onlarla antlaşma ilişkileri içindeyiz. Körfez’de baskın etkimizi sürdürme gerekliliği, uzun zamandır Britanya-Hindistan politikasının temel ilkelerinden biri olmuştur. Lord Lansdowne, 5 Mayıs 1903’te Avam Kamarası’nda, “Fars Körfezi’nde herhangi bir güç tarafından bir deniz üssü ya da tahkim edilmiş bir liman kurulmasını İngiliz çıkarları için ciddi bir tehdit olarak görmeliyiz ve buna elimizdeki tüm imkânlarla kesinlikle karşı koymalıyız,” demiştir. Bu politika, halefi Sir Edward Grey tarafından 1907’de yeniden teyit edilmiştir ve bugün de tartışmasız geçerliliğini korumaktadır.
Büyük Savaş’ın patlak vermesi, başka yerlerde olduğu gibi burada da çıkarlarımızı ciddi tehlikeye attı. Körfez’in başında Türk vardı ve Türk düşmanlarımızın safına katıldığında, haklarımızı korumak istiyorsak derhal harekete geçmek zorundaydık. Aksi takdirde, onlarca yıllık sabırlı çaba ve fedakârlığın sonuçları bir gecede yok olabilirdi. Ünlü D Sefer Kuvveti’nin 1914 sonbaharında Basra’ya gönderilmesinin amacı buydu. Bu, amaçsız bir macera değildi. Hareket, sert bir zorunluluk tarafından dayatıldı. Doğrudur, bizi alışılmadık deneyimlere ve bazı insanların kaçınmayı tercih edeceği yeni sorumluluklara götürdü. Ancak başlangıcında bu adım kaçınılmazdı. Başka türlü hareket edemezdik.
Körfez bölgesindeki sicilimiz en sıkı incelemeye dayanacaktır. Yalnız kendimiz için değil, tüm uluslar için çalıştık. Hiçbir özel ayrıcalık talep etmedik. Enerjimizi ve girişimciliğimizi başkalarıyla serbest rekabete koymakla ve sonucu kabul etmekle yetindik. Bir yüzyıllık çalışmayı sağlam bir yürek ve temiz bir vicdanla gözden geçirebiliriz.
Geçmiş bu kadar. Peki ya gelecek? Fars Körfezi önümüzdeki yıllarda, geride bıraktığımız yıllarda oynadığı rolün aynısını oynamaya devam edecek mi? Ben, öneminin azalmak yerine artacağını düşünüyorum. Orta Doğu açılıyor. Her yerde yeni koşullar ve yeni gelişim ve ilerleme fırsatları ortaya çıkıyor. Tek bir noktaya değinelim: Geleceğin havada olduğu sık sık söylenir. Doğu ile olan hava iletişimimizde, Fars Körfezi kıyıları önemli bir bağlantı noktası olmaya adaydır. Bu yeni bir faktördür ve bunun tam anlamını şu anda ancak belirsiz biçimde kavrayabiliyoruz.
Ancak iyi çalışmalarımızın devam etmesi için, geçmişte olduğu gibi gelecekte de kendi niteliklerimize güvenmeliyiz. Yer olsaydı, bu elverişsiz bölgelerde hayatlarını feda etmiş o adanmış İngilizlerden söz etmek isterdim. Quae caret ora cruore nostro? [Hangi toprak parçası bizim kanımızdan yoksundur?] Bugün ayakta duran bu yapıyı parça parça inşa edenler onlardır. Gelecek, onların izinden gidecek başkalarını getirecek mi? Bu konuda en ufak bir şüphem yok. Britanya İmparatorluğu, bu işi yapacak insanlara her zaman güvenebilir.
L. S. Amery
İngiltere Sömürgeler Bakanı
1928
Görsel: Körfez’den Muskat’a (Umman’a) Bakış, İngiliz sömürge askerî Binbaşı R. Temple’ın H.M.S. Nymph gemisinden bakarak çizdiği eskiz, 1809.
[Kaynak: Sir Arnold Wilson, The Persian Gulf [Fars Körfezi], Oxford, 1928, s. 9 vd.]