Danimarka Krallığı dâhilinde özerk bir bölge olan bu Arktik adası, iç işlerini kendi başına yürütmeye ve anayasal olarak ana ülkesiyle bağlantısını sürdürmeye devam mı edecek, yoksa Amerikan İmparatorluğu tarafından ele mi geçirilecek?
Dünya genelinde giderek artan sayıda zor durumdaki aile, sofralarına yemek koymak ve sürekli artan yaşam masraflarını karşılamak için mücadele ederken, internet kullanıcıları ortalama insanların hayatta kalma yeteneğine değil de ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme söylemlerine daha çok ilgi gösteriyor gibi görünüyor.
Grönland mı? Grönland nerede? Coğrafya bilgisi az olanlar için: Grönland, Kuzey Kutbu ve Atlantik okyanusları arasında, Kanada’nın kuzeydoğusunda ve İzlanda’nın kuzeybatısında yer alan bir adadır. 822.700 mil karelik yüzölçümüyle Grönland, dünyanın en büyük adasıdır. Buna karşılık, ikinci en büyük ada olan Yeni Gine’nin yüzölçümü sadece 303.381 mil karedir.

Son günlerde, Trump’ın kışkırtıcı açıklamaları ışığında, hem ana akım medya hem de alternatif medya, Grönland hakkında ilginç, ancak konuyla ilgisiz bazı sorular yöneltiyor; örneğin:
Bu soruları neden ilgisiz olarak nitelendiriyorum?
Kanada Silâhlı Kuvvetleri’nde görev yaparken sık sık Grönland’a seyahat etmiş bir pilot olarak, Grönland’ın Amerikan İmparatorluğu’nun stratejik toprakları ağına tamamen entegre olduğunu ve bunun 1950’lerin başlarından beri böyle olduğunu güvenle söyleyebilirim.
Grönland, NATO üyesi olmasının yanı sıra, Kuzey Amerika Hava Savunma Komutanlığı’nın (NORAD) kuzey kanadının güvenliğinin sağlanmasında da hayatî bir rol oynamıştır.
Bu rol, Danimarka ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 1951’de Grönland Savunma Anlaşması’nı imzalamasıyla teşekkül etti; bu ikili anlaşma, Grönland’ı Amerika’nın en önemli ve gelişmiş gözetleme teknolojilerinden ve askerî üslerinden bazılarına ev sahipliği yapacak bir yer hâline getirdi.
Örneğin, eskiden Thule Hava Üssü olarak bilinen Pituffik Uzay Üssü’nü ele alalım. Burası Grönland’ın kuzeybatı kıyısında bulunan bir ABD Uzay Kuvvetleri üssüdür. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Pituffik’te konuşlandırılmış askerî personel sayısı büyük ölçüde azalmış olsa da, üste hâlâ yaklaşık 150 asker daimi olarak konuşlandırılmıştır. İhtiyaç duyulduğunda, C-17 Globemaster ve C-5 Galaxy uçaklarıyla binlerce ABD askerî personeli ve ekipmanı uçurarak bu sayı kısa sürede büyük ölçüde artırılabilir. Pituffik’in 9.995 fit uzunluğundaki pisti, tüm ABD savaş uçaklarını ve nakliye uçaklarını rahatlıkla ağırlayabilir.

74. Avcı-Önleme Filosu’na ait F-89 uçakları, Thule Hava Üssü, Grönland, 1955 (Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri)
Ayrıca Pituffik, Grönland genelinde bilinen ve gizli konumlarda faz dizili radar tesisleri işleten 12. Uzay Uyarı Filosu’na ev sahipliği yapmaktadır. Bu bilgisayar kontrollü radar türü, Kıtalararası Balistik Füzeleri (ICBM’ler) ve uyduları tespit edip izleyebilmektedir.
Aynı üs, Space Delta’nın küresel uydu kontrol ağının bir parçası olan 23. Uzay Operasyonları Filosu’nun 1. Müfrezesine de ev sahipliği yapıyor. ABD Uzay Kuvvetleri içindeki birincil operasyonel birim olan Space Delta, askerî iletişimden füze takibine kadar belirli kritik küresel uydu görevlerini yönetiyor.
Ayrıca, ABD Ordusu Pituffik ve Grönland’daki diğer gizli konumlar gibi radar üslerinde çok sayıda Ufuk Ötesi radar sistemi bulundurmaktadır. Ufuk Ötesi radar, Rusya da dâhil olmak üzere binlerce kilometre uzaktaki askerî faaliyetleri dinleyebilir, izleyebilir ve takip edebilir; bu faaliyetler Kuzey Kutbu’nun doğu tarafında (Grönland, Kuzey Kutbu’nun batı tarafındadır) ve daha uzak bölgelerde de gözlemlenebilir.
Dolayısıyla, ABD hükûmeti Grönland’ı askerî harekât veya diplomasi yoluyla ele geçirse bile, çok az şey değişirdi. Grönland’ın ilhakı, yetmiş yıldan fazla bir süredir zaten var olan bir gerçeği onaylamaktan ibaret bir formalite olurdu.
Grönland, Amerikan İmparatorluğu’nun küresel kontrol ağının her zaman ayrılmaz bir parçası olmuştur. Washington’daki yetkililer, ABD’nin Kuzeybatı Geçidi’ni (Atlantik ve Pasifik okyanuslarını Kuzey Kutbu Okyanusu üzerinden birbirine bağlayan deniz yolu) ve bölgenin geniş mineral, petrol ve doğal gaz yataklarını yakından takip edebilmesi için Grönland’ın coğrafî konumunun stratejik olarak vazgeçilmez olduğunu uzun zaman önce anlamışlardır.
Dolayısıyla, ABD’nin Grönland’ı işgal etmesinin NATO’nun sonu anlamına geleceği iddiası en az iki açıdan tartışmalı bir noktadır:
Grönland’a Birdenbire Neden Bu Kadar Yoğun İlgi Gösteriliyor?
Grönland zaten Amerika’nın etki alanında sağlam bir şekilde yer alıyorsa, Trump neden bu adayı “kendi” imparatorluğunun kazanımlarına eklemekten bahsediyor? Zengin ve büyük ölçüde kullanılmamış doğal kaynakların yanı sıra (devasa, kanıtlanmamış ve işletilmemiş petrol yatakları [potansiyel olarak 7,3 milyar varil], doğal gaz rezervleri [tahmini olarak 50 trilyon ilâ 150 trilyon metreküp] ve geniş mineral yatakları) bence Grönland’a gösterilen bu ani ilginin bir diğer ana nedeni daha var.
Tahminimce Trump, ikinci başkanlık seçim kampanyasına büyük miktarda bağışta bulunan bazı son derece etkili kişiler tarafından Grönland’ı ilhak etmeye zorlanıyor. Bu kişiler (yani Elon Musk [292 milyon dolar], Howard Lutnick [9 milyon dolar], Peter Thiel [1,25 milyon dolar] ve Sam Altman [1 milyon dolar]) artık kendi temel hedeflerini gerçekleştirmek için Başkan’ı istedikleri yöne yönlendirebilecek konumdalar. Tam anlamıyla küresel bir teknokrasiye giden yolun temel taşı olan Kuzey Amerika Teknokrasi Devleti’ni kurmak için can atıyorlar.
Musk, Lutnick, Thiel, Altman ve onların aynı derecede takıntılı teknokrat meslektaşlarından birçoğu Trump’ın mevcut yönetiminde iktidar pozisyonlarına yerleştiler. Onlar, 1919’da Thorstein Veblen ile birlikte New York’ta Teknik İttifak’ı kuran mühendis Howard Scott’ın hayalini gerçekleştiren modern zaman teknokratlarıdır.
“Teknokrasi” terimine ve tarihine yeni aşina olan okuyucular için kısa bir açıklama yerinde olacaktır. Teknik İttifak 1932 yılında yeniden organize edildi ve New York’taki Columbia Üniversitesi’ne “Teknokrasi Komitesi” adı altında taşındı.
1933’te Scott, iki yıl önce tanıştığı ekonomist M. King Hubbert ile güçlerini birleştirerek Teknokrasi A.Ş.’yi kurdu. Scott, Teknokrasi hareketinin itici gücüydü; mühendisi, ideoloğu, yenilikçisi, entelektüeliydi. Jeolog olan Hubbert ise örgütün sekreteri, araştırmacısı ve yazarı olarak önemli bir destekleyici rol üstlendi.
1937’de bu iki teknokrat ve diğer bazı daha az tanınmış isimler, teknokratik felsefeyi açıklayan özlü bir tanım ortaya koydular:
“Teknokrasi, toplumsal mühendislik bilimidir; bu kıtanın tüm nüfusuna mal ve hizmet üretmek ve dağıtmak için tüm toplumsal mekanizmanın bilimsel olarak işletilmesidir. İnsanlık tarihinde ilk kez bu, bilimsel, teknik bir mühendislik problemi olarak ele alınacaktır.”
Teknokrasi A.Ş. yarım yüzyıl boyunca ortadan kaybolmuş (belki de yeraltına çekilmiş) olsa da, son yıllarda yeniden ortaya çıktı. Günümüzün Teknokrasi hareketi, teknolojideki ilerlemeler sayesinde nihayet tüm bir nüfusu kataloglama, gözetleme, izleme, takip etme, boyun eğdirme ve manipüle etme –ya da tek kelimeyle kontrol etme– yeteneğine sahip olan ve böylece belirli bilimsel, sosyal, jeopolitik ve ekonomik amaçlara ulaşan, aynı derecede radikal bir bilim insanı ve mühendis grubu tarafından yönetiliyor. Temsilî hükûmet, ulusal egemenlik, ulus-devlet yapısı, politikacılar, kapitalizm ve hatta para birimleri, teknokratik bir diktatörlükte gereksiz görülüyor.
Teknokrasinin 1930’lardaki davranış kontrol sistemi vizyonu hızla gerçeğe dönüşüyor. Venezuela’daki son olaylar ve Grönland hakkındaki son tartışmalarla ilgili olarak şahit olduğumuz şey, Teknokrasi A.Ş. tarafından 1940’ta tasarlanan ve sunulan Kuzey Amerika Teknokrasi Devleti’nin tamamlanmasına bir veya iki adım daha yaklaşıldığını gösteriyor.

1940 tarihli “Amerika Teknik Bölgesi” haritası
Çok Sütunlu Küreselci Yeni Dünya Düzeni
1940 tarihli “Amerika Teknik Devleti” haritası, çok sütunlu Yeni Dünya Düzeni’nin temel direklerinden birini temsil etmektedir.
Peki, çok sütunlu dünya düzeni tam olarak nedir? Bu terimi yakın zamanda ben ortaya attım ve o zamandan beri birkaç yazar/editör meslektaşımla paylaştım.
Kare şeklinde bir gölgeliği taşıyan beş sütun hayal ediyorum.
Merkezde en güçlü ve en yüksek sütunu hayal ediyorum. Zirvesinden aşağıya ve zirvesine doğru –her iki yönde de– dünyanın güçlü kurumlarının ve bireylerinin birlikte plânladığı ve eş zamanlı olarak yürüttüğü koordine edilmiş olaylar, faaliyetler ve süreçler akıyor. Bu sütun merkezde (ortada) yer alıyor çünkü benzersiz ve tüm yapı için birincil (merkezî) öneme sahip.
Dört köşede eşit oranlarda dört sütun hayal ediyorum. Eğer ortadaki sütun öncelikli ise –ki öyledir– ve en üstün ise –ki öyledir– o zaman bu dört sütun ikincil öneme ve kapsama sahiptir. Bu daha küçük sütunların her biri, kare şeklindeki çatının kendi köşesini destekler.
Zihnimde canlandırdığım bu beş temel ilke gerçek dünyada neyi temsil ediyor?
I. Temel Direk: Amerikan İmparatorluğu
Merkezdeki sütun, 1940 tarihli Teknik İdare Birimi [İng. “technate”; prenslik, emirlik gibi yönetim birimlerinden mülhem “teknokratlık” diye de çevrilebilir –çn.] haritasını temsil eder. En yüksek ve en güçlü sütundur çünkü tarihteki en büyük ve askerî açıdan en güçlü imparatorluk olan Amerikan İmparatorluğu burada yer almaktadır.
Teknokrasinin kökenleri burada yatmaktadır. Ve ABD merkezli birçok küreselci düşünce kuruluşu –Trilateral Commission (Üçlü Komisyon), Council on Foreign Relations (Dış İlişkiler Konseyi), Club of Rome (Roma Kulübü), Rockefeller Foundation (Rockefeller Vakfı) ve Open Society Foundation (Açık Toplum Vakfı) bunlardan sadece birkaçıdır– burada kurulmuş ve faaliyetlerine devam etmektedir.
Merkezî sütun aynı zamanda Birleşmiş Milletler’e (BM) ve onun çatısı altında faaliyet gösteren kuruluşlara da ev sahipliği yapıyor: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası Grubu ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi.
[Not: Dünya Sağlık Örgütü (WHO) merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde olmasına rağmen, merkezi Rockefeller tarafından bağışlanan New York şehrindeki arazide bulunan BM’ye bağlıdır. Aynı durum, merkezi Cenevre’de bulunan ancak Teknokrasi felsefesi ve ilkelerine bağlılığı yoluyla BM’ye bağlı olan Dünya Ekonomik Forumu (WEF) için de geçerlidir.]
Birleşmiş Milletler ve ona bağlı kuruluşlar aracılığıyla, tek dünya teknokratik yakınlaşmasının beş temel hedefine doğru ilerlenmektedir.
Bu beş temel hedef şunlardır:
(1) dijital biyometrik kimlikler,
(2) düşünce suçu yasaları,
(3) sosyal kredi sistemleri,
(4) karbon kredileri ve
(5) Merkez Bankası Dijital Para Birimleri (CBDC’ler).
Beş hedefin tamamına nihayetinde ulaşıldığında, Amerikan İmparatorluğu’nun sadece merkezî direği değil, birazdan sözünü edeceğimiz diğer dört direğinin etrafına da dijital bir gulag’ın duvarlarının örüldüğünü söylemek güvenli olacaktır.
Ancak öncelikle, Amerikan İmparatorluğu’nun en güçlü bileşeninin –yöneten baskın gücün– ABD Savaş Bakanlığı (DOW) olduğunu belirtmeliyiz. Arlington, Virginia’daki Pentagon’da bulunan DOW, silâhlı kuvvetlerin altı kolunu kapsar. Bu kollar bir araya geldiğinde, tartışmasız en gelişmiş teknolojiye, en büyük malî kaynaklara, en geniş küresel erişime, en iyi lojistik yeteneklere ve gezegendeki en yüksek operasyonel hazırlık düzeyine sahiptir. ABD Ordusu’nun rolü, ülkeyi savunmaktan ziyade Wall Street’teki büyük bankaların çıkarlarını korumak ve sürdürmektir. Pentagon ayrıca, biyolojik güvenlik tıbbî endüstri kompleksini ABD’nin ötesine genişletmeye de kendini adamıştır. Örneğin, sahte “aşılarıyla” her an bir başka “Operation Warp Speed” [Şimşek Hızı Operasyonu] yaratabilir.
İkinci olarak, İsrail Devleti’nin uzun zamandır ABD’nin dış yardımlarının, özellikle de askerî yardımlarının en büyük alıcısı olduğunu da belirtmeliyiz. Bu nedenle, İsrail hükûmetinin, istihbarat ve askerî varlıklarının, temel direk olan Amerikan İmparatorluğu ile yakından bağlantılı olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. Ve İsrail’in, bölgenin geniş petrol ve doğalgaz rezervleri de dâhil olmak üzere Ortadoğu’nun geri kalanını dikkatle izleyerek ABD’ye hizmet etmeye devam edeceğini güvenle tahmin edebiliriz.
Diğer Dört Sütun
II. Birleşik Krallık
Meydanın dört köşesinden birinde ikinci sütun yer alıyor: Birleşik Krallık ve İngiliz Milletler Topluluğu.
Birleşik Krallık sütununun en üstünde, Birleşik Krallık politika gündemini oluşturan Chatham House yer almaktadır. Gündem daha sonra Birleşik Krallık hükûmetinin çeşitli kollarına dağıtılır ve bu kollar da politikaları tüm Birleşik Krallık vatandaşlarına tanıtır.
Birleşik Krallık özellikle önemli bir dayanak noktasıdır çünkü teknokratik gündemin beş hedefini Birleşik Krallık’ta hayata geçirdikten, test ettikten ve uyguladıktan sonra Afrika, Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Okyanusya’yı kapsayan 56 Milletler Topluluğu ülkesinde de aynı şeyi yapmaktadır.
İngiltere bugüne kadar beş hedeften yalnızca birini, yani düşünce suçları yasalarını gerçekleştirmiş olsa da, hükûmet beş hedefin tamamına ulaşabilmek için diğer dört plânı da hayata geçirmenin yollarını umutsuzca arıyor.
III. Avrupa Birliği
Diğer bir köşede ise Brüksel merkezli Avrupa Parlamentosu’nun ayağı bulunuyor. Bu ayak, teknokratik plânın tüm Avrupa’ya yayılması için odak noktasıdır. Avrupa Parlamentosu, Sovyet yönetim sistemine dayalı ve demokratik denetimden yoksun, doğrudan seçilmiş bir Avrupa Birliği (AB) yasama organıdır. Bu nedenle, dijital gulag’ın beş amacını AB’deki her üye ülkeye yaymak için mükemmel bir yapı oluşturmaktadır.
IV. Çin
Yeni Dünya Düzeni’nin çatısını bir diğer köşede de Çin ve çok unvanlı teknokrat lideri Xi Jinping tutuyor. Xi’nin seleflerinden Deng Xiaoping’in 1978’de “en üst düzey lider” olmasından bu yana, Çinli teknokratlar her türlü ekonomik ve sosyal girişimi tasarlayarak bu komünist ülkeyi dünyanın ilk Teknoloji Devleti’ne dönüştürdüler.
Beş hedefin tamamına ulaşmış olan Çin (yani Teknokrasi’nin beş unsurunun da güvenli bir şekilde yerleşmiş olması), artık teknokratik bilgi birikimini Afrika ve Asya’daki müşteri devletlere ve gayri resmî, hükûmetler arası BRICS grubuna ait diğer bazı ülkelere (yani Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika’ya) ihraç etmeye hazır durumda.
V. Rusya
Beş sütunlu karenin dördüncü ve son köşesinde Vladimir Putin’in Rusya’sı yer alıyor (Not: Rusya BRICS üyesidir, ancak kendi başına bir sütundur). Beş kontrol sisteminin tamamını uygulamaya koymuş olan Çin’in ardından Rusya, bunlardan dördünü hayata geçirdi: dijital kimlikler, düşünce suçu yasaları, merkez bankası dijital para birimleri ve karbon kredileri. Şimdi Rusya Federasyonu, kontrol ağının kalan unsurunu hızla devreye sokmaya çalışıyor: sosyal kredi sistemi.
Birbirine Bağımlı Sütunlar
Beş temel direğin de, teknofeodal Yeni Dünya Düzeni’nin her şeyi kapsayan çatısını desteklemek için birlikte hareket ettiğine dikkat edin. Direklerden biri yapıdan ayrılırsa, tüm yapı çöker. Bu nedenle, ayrı kutuplardan oluşan “çok kutuplu” bir dünya düzeninde yaşadığımız fikri bir yanılgıdır. Aksine, her bir direğinin diğerlerine, her direğinin de diğerlerine bağlı olduğu tek bir dünya düzeni söz konusudur.
Başka bir deyişle, hiçbir ulus istisna değildir veya öyle olmaya çalışsa bile uzun süre varlığını sürdüremez. Dünyanın 193 egemen ülkesi (oy kullanan BM üyeleri), artı Vatikan Şehri ve Filistin Devleti (BM üyesi olmayan, sadece gözlemci statüsüne sahip ülkeler), artı muhtemelen Tayvan ve Kosova (bazı kaynaklar onları egemen ulus olarak listelerken, diğerleri listelemez) bir veya daha fazla sütun altında birleşir. Tek Dünya Teknokratik Devleti’nin çatısını desteklemek için beş sütunun her birine ve tamamına ihtiyaç vardır.
Özetle, bir ülkenin diğerleri tarafından tanınıp tanınmamasına bakılmaksızın, gezegendeki her yetki bölgesi, az ya da çok, farklı hızlarda dijital hapishane duvarları inşa ediyor.
Finansal Vakıf
Ancak sadece direklerin bir tente ile örtülmesi yeterli değildir. Tüm yapının tek ve sağlam bir temele oturtulması gerekir.
Bu temel, küresel bir para ve finans sistemidir. İsviçre’nin Basel kentinde bulunan Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) bu temel sistemde merkezî bir rol oynamaktadır. BIS’in ve altmış üç üye merkez bankası ve para otoritesinin desteğiyle birlikte BlackRock, Vanguard ve State Street gibi devasa yatırım firmalarının olağanüstü etkisi olmadan, yukarıda anlattığım hiçbir şey mümkün olmazdı.
Başka bir deyişle, dünya çapındaki merkez bankaları ağı olmadan, Yeni Dünya Düzeni’nin tüm temelleri birkaç gün içinde çökecek ve bununla birlikte varsayılan tüm gücü ve otoritesi de yok olacaktır.
Teknokratlara karşı koymanın ve onların diktatörce “sosyal mühendislik bilimini” terk etmenin zamanı gelmedi mi? Sonuçta, ister şirket ister hükûmet olsun, kendini beğenmiş yöneticilerin bize hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğini veya yaşamamamız gerektiğini söylemesine ihtiyacımız yok.
İster bireysel ister ulusal olsun, egemenlik haklarımızı savunmaya ihtiyacımız var (Danimarka ve Grönland, bizi duyuyor musunuz?).
Sorunlarımıza adil ve barışçıl çözümler bulmaya akıllıca odaklanmamız gerekiyor.
Komşularımıza, ister yanı başımızda ister başka bir kıtada olsunlar, kardeşçe yardım etme ve onlardan yardım alma konusunda doğuştan gelen, karşılıklı bir arzumuz var. Yakın ve uzak komşularımıza gerçekten saygılı davrandığımızda, zalim Trump’ın Grönland ve göz koyduğu diğer tüm topraklarla yapmaya çalıştığı gibi, onların özerkliklerine tecavüz etmeyiz.
David Skripac
26 Ocak 2026