“Nezaketten, haklılardan yanayızdır hepimiz
Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler
Yaşamak deriz-Oh, dear-ne kadar tekdüze
Katliamlar ne kötü be birader”
[İsmet Özel, Dişlerimiz Arasındaki Ceset]
“Tekelci aşamada ahlâk özgürlüğü aşıyor; tekelci aşamada ahlâk başkaldırı oluyor.”
[Yalçın Küçük, Estetik Hesaplaşma]
Ömer Çelik, Türker Kılıç, Sol Haber, Hüseyin Aygün, Deutsche Welle (DW) ve daha nice ayrı kamplarda poz veren düzen unsurları İoanna Kuçuradi’nin değeri konusunda ortaklaştılar.[1]
Ömer Çelik, insan olma sanatını “O’ndan” öğrendik diyor; Sol Haber felsefeyi, Türker Kılıç insan kalabilmeyi Kuçuradi’den öğrenmiş. DW özel yayın yapıyor. Hüseyin Aygün, bu koroya Kuçuradi’nin katıldığı cezaevi ziyaretlerinden menkıbeler aktararak katılıyor.
Demokrat ve insan Avrupa, tasdik edip tanıdığı cunta rejiminin uygulamaları kamuoyu önünde taşınması zor bir yük hâline geldiğinde düzeltmeler istemeye başlar. Zaten 1982 Anayasası’nın temel haklarla ilgili kısımları, Kuçuradi’nin de anlatıp durduğu uluslararası insan hakları metinlerinin tercümesinden ibarettir. Bakanlık, basınç altında zevahiri kurtarmak için cezaevi ziyaretleri organize eder, güvendiği isimleri heyete alır. Kuçuradi heyettedir, hücrede çıplak tutulan mahpusları görünce çok şaşırır, acır, üzülür.
Kuçuradi bir birey olarak değil, esasen bir eğilimin taşıyıcısı ve göstergesi olarak bu yazıdaki eleştirinin konusudur.
İşkence ve infazlar 90’lar ve 2000’lerde vaka-i adiyedendir; bu yıllarda insan hakları kavramı, sistemin kendi silâhının kendisine dönmesi kabilinden bir işlev görür gibi olur; dernekleri kurulur. Devrimciler bu kavramı, maslahat gereği pratikte sivrilterek kullanır. Kuçuradi’nin bu pratikte bezi olmaz. Eğitimin, felsefe eğitiminin insan hakkı ihlâllerini azaltacağına, toplumu ileri götüreceğine iflah olmaz şekilde inanmaktadır. Bu yönüyle kısmen Habermas’ı andırır. Kuçuradi’nin “kamusal” entelektüel rolü de en fazla Habermas kadar olabilir.
Kuçuradi, burjuva ve küçük burjuvanın “dişine uygun” bir felsefe ve etik anlatır. Burjuva birey, onun anlattıklarından yola çıkarak neoliberal dünyada kendini “etik sahibi” hissedebilir, sözde bir etik kutsallık ve etik mutabakat anlatısı içinde yaşayabilir. Kuçuradi, insanın bir araç olarak görülmemesi gerektiğini söyleyerek belki tarihsel olarak geri düşülmeyecek bir noktaya vurgu yapar ama anlattığı etik tekelci kapitalizm çağında kesinlikle bizi ileri götürecek bir nitelik taşımaz. Çünkü insan artık tekelci sistemin “dişleri arasındaki bir cesede” dönüştürülmüştür. Kant merkezli bir anlatı kurarken; Marx’a, işçi sınıfına, ezilenlere yolunu pek düşürmez. Etik ve insan hakları gibi doğrudan politik konularda egemen sınıfa dair şeyler anlatmamayı, bu konularda genellikle susmayı tercih eder. Türkiye’de kuşaklar arası aktarım kopukluğu, politik bilincin ve tarih bilincinin zayıflığı, ek olarak siyasî baskı ortamı ve yoğun yozlaşma Kuçuradi’nin sınıfsal temelden kopuk, klasik felsefî hümanist anlatısının olduğundan fazla değer görmesine yol açmaktadır. Kantçı ödev etiği, 18.yy. burjuvazisinin tarih dışı insan ve akıl tasavvurlarına dayanmaktadır. Oysa 20. ve 21. yüzyıllarda egemen sınıfı, tekelci kapitalizmi, emperyalizmi, gelmekte olan yeni köleciliği ele almadan, soyut Kantçı/Alman İdealizmi odaklı etik anlatmak son tahlilde sistem için tehlikesizdir. Burjuvazinin yüzmeyi sevdiği sulardır bunlar. Şunu da belirtmek gerekir ki, Kuçuradi’nin içinde yaşanılan sürecin kökenini oluşturan “eylülizme” hiçbir esaslı itirazı da olmamıştır.
Kuçuradi’nin önemsenmesi gerekiyor. Çünkü hep düzene hizmet etmiş, hiç “problem” çıkarmamış birisi olarak bir eğilimi yansıtıyor. 1965-1968 Erzurum yıllarının ardından 1969’da, sonraki yıllarda Türkiye’de üniversiteyi yıkan ve belli başlı vasatların başkomutanlığını yapan İhsan Doğramacı’nın himayesi altına girer. Faşist değildir elbette ama Türkiye tarihinin uzun üçüncü iç savaşının egemen sınıf kampındadır hep. Almanya bağlantısı hep güçlüdür. Zira insan hakları, Almanya’nın Doğu’yu terbiye ve dengeleme enstrümanlarından biri olagelmiştir.
İşin bir yanında da çok övülen, egemen sınıflarca takdir edilen bir “akademisyeni” sözde akıllı ve değer bilir görünmek için övmek vardır. Ömer Çelik’ten Sol Haber’e kadar yakışan bir tutumdur. Sistem içi kabul garantilidir. Bu durum yeni değildir, geçmişte de örnekleri mevcuttur. Tekelci düzenin “put imalatında” Kuçuradi’ye de rol verilir; 21. asra girerken TÜSİAD matbuatından “basın özgürlüğü” ödülünü alır. Yalçın Küçük, sistemin bütün putlarını kendi alanının en yoksullarından seçtiğini çünkü başkaldırı gücünden yoksun putların tekelci düzenin emir taşıyıcıları olacaklarını söyler. Hayat öyküsünde mücadele olmayan Kuçuradi’ye de bu ödül bu nedenle verilmiştir.
Muazzez İlmiye Çığ’ın ardından, “Sosyalizm kavgasına, gençliğimize, toprağımıza çöken aydınlanma tarikatından, onun sağ ve sol kanatlarından kurtulmadan ne Çığ’ı gömebilir ne de onun teorisinden ve pratiğinden kurtulabiliriz,” demiştik. Kuçuradi ve daha önemlisi temsil ettiği eğilim benzer bir mistifikasyon hâlesi ile çevrilidir. Demistifikasyon çabası, tekelci düzende aklı ve ahlâkı koruyup geliştirmek için elzemdir.
Düzenin sağ ve sol kanatlarının, Kuçuradi’nin ardından verdikleri ortak poz, gören gözler için çok şey anlatmaktadır.
Umut Doğan
7 Ekim 2026
Dipnot:
[1] Neval Oğan Balkız, “İoanna Kuçuradi: Çok yönlü bir bilge, çağından sorumlu bir felsefeci...”, 3 Ekim 2026, Sol; Türker Kılıç, 3 Ekim 2026, X; Ömer Çelik, 2 Ekim 2026, X; Hüseyin Aygün, 5 Ekim 2026, X; “Filozof Kuçuradi: İnsan ilişkilerini becermek Mars'a gitmekten zor”, 15 Kasım 2020, Youtube.