Loading...

İşçi Sınıfı Hareketi ve Bürokrasi Sorunu (II)


Kapitalizm, geçiş toplumundan önce, işçileri bütün alanlarda yabancılaştırır. Onları 8-10 saatlik iş gününe mahkûm ederek, bir bütün olarak toplumun yönetimini derhal ve doğrudan üstlenebilmelerini sağlayacak bir sistemli kültürel gelişmeden mahrum bırakır. İş günü büyük ölçüde kısalmadığı sürece, toplumun üreticiler tarafından bütünsel yönetiminin en temel maddî şartları yoktur ve temsili iktidar biçimleri kaçınılmazdır ki, bu da bürokratik eğilimler getirir.

Geçiş toplumunda (Proletarya diktatörlüğü) bürokratik deformasyonların kaçınılmaz karakteri, son tahlilde üç tarihsel etmenle bağlantılıdır.

1) Üretici güçlerin yetersiz gelişme düzeyi,

2) Kapitalist kalıntılar,

3) Sosyalist devrimin geri kalmış ve tecrit olmuş bir ülkede gerçekleşmesi.

Sosyalist devrimin geri bir ülkede, tecrit olmuş zaferinin SSCB’de iki olumsuz sonucu oldu.

a. Savunma ve emperyalist bir saldırıya karşı silâhlanma için millî gelirin önemli bir kısmının israfı,

b. Komşu kapitalist ülkelerdeki üstün hayat seviyesinin nüfusun önemli kesimleri arasındaki çekicilik etkisi.

Marksistlerin bir geçiş toplumunda “normal” saydıkları ve önceden görebildikleri etkenlere eklenen bu son “beklenmedik” etken, bürokratik yozlaşmanın kaynağında yatmaktadır. Bu, Sovyetler Birliği’nde Ekim Devrimi’nden sonraki gelişmelerin temel tarihsel açıklamasını teşkil etmektedir. 1919-1923 arasında hiçbir Bolşevik Partisi yöneticisi bu evrimi önceden görememişti. Bununla birlikte Lenin, sosyalist devrimin geri bir ülkede tecrit olmasının Marksist teorinin önceden göremediği bir dizi ek tehlike getireceğini kavramıştı.

Sovyet bürokrasisinin iktidarının tarihsel doğuşu ne haince bir komplo ne de belli bir sosyo- ekonomik yapının otomatik sonucu olarak görülebilir. Bu iki kutbun arasındaki bağlantıyı kuran dolayım, 1920’li yıllarda Sovyet proletaryasının giderek büyüyen siyasî pasifliğidir. Etrafındaki kapitalist dünyanın baskıları altında, gücü tükenmiş işçi sınıfı giderek denetimi yeni bir bürokrasiye kaptırarak yozlaştı. Proletaryanın 1917-1919 dönemindeki yoğun siyasî ve ekonomik etkinlik durumundan 10-15 yıl içinde tam bir mülksüzleştirmeye nasıl geçtiğini açıklayan da işte bu belirleyici dolayımdır. Bu siyasî pasiflik bir dizi tarihsel etkenle belirlenmiştir.

a. İşçilerin öncü kesiminin önemli bir bölümünün, iç savaşta fiziksel yok oluşu,

b. Dünya devriminin başarısızlığa uğramasının ardından gelen hayal kırıklığı,

c. Genelleşmiş açlık ve sefalet,

d. Proletaryanın siyasî etkinliğini kolaylaştıran kurumsal yapıların yok olması.

1928-1929 kışında, daha önce başlayan nicel değişiklikler nitel değişikliğe dönüştü, devleti denetim altında tutanlar şehirlerdeki işçi denetiminin son kalıntılarını da yıktılar.

Lenin, parti içinde bürokratlaşma tehlikesine karşı Marks ve Engels tarafından özetlenen Paris Komünü öğretilerine sahip çıktı. Topluma egemen olan bir devlet bürokrasisinin tehlikesini işaret etti. Halk komiserleri ve daha yüksek memurlar için 500 Ruble tutarında bir azami aylık saptandı. Bu düzenleme, parti içinde bürokratlaşma eğiliminin engellenmesinde önemli bir önlem anlamını taşımaktaydı. Ancak burjuva aydınlar kazanılmaksızın, yönetim işinin, ekonomi yönetimi ve bilimsel uğraşıların altından kalkılamadığı hemen görüldü. Burjuva aydınlarının kazanılması, sosyalizmin kuruluşu saflarına çekilmesi için, kapitalist bir araç olan yüksek aylık verilmesi yöntemi gerekiyordu. Burjuva aydınların kazanılması için o aşamada gerekli olan önlem, bürokrasinin daha sonraki gelişiminde ve imtiyazların belirli parti üyelerine aktarılmasında belirleyici oldu. Lenin bu adımın geriye bir adım, sapma olduğunun bilincindeydi. Bu tehlikenin etkin bir şekilde göğüslenmesinin yolunu, kitlelerin seferber edilmesi ve kitlelerin devrimci gelişmelerinde gördü. Bu amaçla 1920’de İşçi ve Köylü Müfettişliği’ni kurdu. Bu özel imtiyazlar Lenin zamanında, bürokrasi ve burjuva bilimcilerinin küçük burjuva tabakasıyla sınırlanmıştı. Ne var ki bu imtiyazlar Lenin sonrası yaygınlaştı.

Lenin, yaşamının son yıllarında, tehlikenin büyüklüğü karşısında mücadeleyi şiddetlendirdi. Sovyet proletaryasının siyasî etkinliğini yeniden kazanmasını nesnel ve öznel olarak kolaylaştıracak bir iktisadî ve uluslararası politika izlemek gerektiğini belirtti. Bu önerilerin hedefi, üretici güçlerin daha gelişmiş olduğu bir durumda, Sovyet sisteminin gerçekten çalıştığı ve işletmelerin etkili bir şekilde proletarya tarafından yönetildiği, devrimin ilk yıllarında mevcut olanla kıyaslanabilir bir ortam yaratmaktı. Siyasî açıdan eğitilmiş ve sınanmış olan Bolşevik Partisi kadrolarının bu önerilerin doğruluğunu zamanında anlamamış olması trajiktir.

Bununla birlikte, salt bu nedenlerle yetinmek öznelliğe düşmek olur. Aynı zamanda tarihsel nedenleri de aramak gerekir. Bolşevik Partisi aygıtı, bir bürokratik sosyal tabakanın iktidarı alışının bilinçsiz aracı hâline gelmişti. Çünkü bizzat kendisi bürokratlaşmaya başlamıştı. Devlet aygıtıyla bütünleşmiş ve geniş ölçüde kendisini onunla özdeşleştiren parti aygıtı daha o zamandan bürokratik yozlaşmanın ilk evrelerini geçirmişti; dolayısıyla kendisinin de önemli ölçüde katıldığı bir sürece karşı mücadele etmesi, gerek ideolojik gerekse maddî çıkarlarına ters düşüyordu. Bolşevik Partisi’nin bir dizi kurumsal hatası devlet ve parti aygıtlarının özdeşleşmesini ve her iki aygıtın da bürokratlaşmasını kolaylaştırdı.

Bürokrasi, çıkarlarının ve ayrıcalıklarının bilincinde olan bu sosyal tabaka, güçler dengesini sürekli olarak kendi aleyhine değiştirecek ve egemenliğinin şartlarını git gide daha zorlaştıracak olan bir nesnel gelişimin (üretici güçlerin gelişmesi ve dünya proletaryasının kültürel ve sayısal bakımdan güçlenmesi) baskısıyla karşılaşsa bile, bu çıkar ve ayrıcalıklarını terk etmeyecekti. Sadece bir politik devrim bürokrasinin iktidarını proletaryanın lehine çevirebilirdi. Bu, ille de devrim uzun ve kanlı olacak demek de değildi. Bir politik devrim süreci başladığında ve işçi sınıfı, fabrikaların işgali ve işçi konseylerinin kurulması vb. ile artan ölçüde seferber olduğunda, mahalli bürokrasi bütünüyle silinip gidecekti.

Akılda tutulması  gereken en temel nokta, dünyadaki esas mücadelenin burjuvazi ile proletarya arasındaki mücadele olduğu ve Engels’in deyimiyle, işçi devletinin antitezi, kapitalist devletlerin tüm toplumu yutmakla tehdit  eden dev  bürokrasisinin  bu mücadeleye onu çarpıtmak için müdahale ettiğidir.

Ahmet Hulusi Kırım

27 Ocak 2025

İlk olarak Son Haber’de yayımlanmıştır.