Loading...

Status Quo


Eski seçkinler tasfiye edilirken yeni seçkinler onların yerini almaktadır. Bu süreç doğrusal bir ilerleme şeklinde değil, yenilik ile düzen, esneklik ile kuvvet, tilkiler ile aslanlar arasındaki döngüsel yer değiştirme biçiminde işler. Örneğin katılaşan sert ve düzen kurucu korumacılar uzun süre iktidarda kaldıklarında değişen koşullara uyum sağlayamayarak yerlerini daha esnek ve uzlaşmacı yenilikçilere teslim eder. Yalnızca korumacılık nasıl katılığa, değişime kapanmaya ve yeni koşulları anlayamamaya yol açarsa yalnızca yenilikçilik, seçkinleri aşırı hesapçı, fırsatçı ve ilkesiz hâle getirebilir. En başarılı seçkin sınıf her iki yeteneği bünyesinde birleştirebilendir, ancak tam da bu birleşim nadir olduğu için seçkin dolaşımı kaçınılmaz hâle gelir.

Eski seçkinler güç kaybederken bu süreç, onların bencilliğinin ve sertliğinin yerini insanlık, merhamet ve fedakârlığın alması gibi sunulur. Yeni seçkinler yükselirken de iktidar mücadelesi, güçsüzlerin güçlüler karşısında kazandığı haklı bir zafer olarak meşrulaştırılır. Değişen, iktidarın seçkinci yapısı değil, onu kullanan grup ve bu egemenliği meşrulaştıran söylemdir.

Günümüz burjuva değerleri bu çıkarları, toplumun ortak değerleriymiş gibi sunar. Böylece eşitsizlik yalnızca kabul edilmez; ahlâkî ve estetik bakımdan da meşrulaştırılır. İnsanlar mevcut hiyerarşiye zorlandıkları için değil, onun doğru ve gerekli olduğuna inandıkları için itaat etmeye başlarlar. Dolayısıyla seçkinlerin devamlılığı, ayrıcalıklarını toplumun ortak iyiliğinin ifadesi gibi gösterebilme becerilerine bağlıdır. İktidarın en kalıcı biçimi, ayrıcalığı ayrıcalık gibi göstermeyen; onu liyakatin karşılığı olarak kabul ettiren iktidardır.[1]

Proletaryanın özgürleşmesi, onun adına düşünen seçkinler aracılığıyla değil, işçilerin kendi örgütlenmeleri sayesinde olacaktır.  Halkı özgürleştirecek olan daha “iyi”, daha “merhametli” ve daha “eğitimli” yeni bir seçkinler grubu değildir. Eğer demokrasi iyi bir efendi bulma oyunuysa ve bu efendilerin temsil ettiği burjuva değerlerin oyunuysa biz kendi mücadelemizi vermek zorundayız.

Örnek vermek gerekirse bir sendika küçük, dağınık ve yeterince güçlü olmayabilir; fakat işçilerin doğrudan katılımına dayanıyorsa devrimci niteliğini koruyabilir. Gücün kaynağı çoğunlukta, kurumlarda ya da taraftar sayısında değildir. Dışarıdan büyüyen örgütler içeriden küçülür. Son derece düzenli, merkezî ve güçlü bir örgüt ise, burjuva siyasetinin yöntemlerini benimsediğinde işçileri denetleyen bir bürokrasiye dönüşür. Sorulması gereken soru liderlere bağımlı ve düzene eklemlenebilir bir güç mü; yoksa üreticilerin kendi eyleminden doğan bağımsız bir güç mü gerektiğidir?

Fazıl Uluç

3 Ağustos 2026

Dipnot:

[1] AKP devşirdiği yeniçerileriyle birlikte kapalı aristokrasi modeline evrilmişken, Yeni Parti yeteneklileri içeri alarak kuracağı modelin açık bir oligarşi olmasına dikkat edecektir.