Dünyadaki her askerî akademinin ders kitabı olarak belirlediği bir metin vardır. Yaklaşık 2500 yıl önce Çin’de Sun Tzu adlı bir general tarafından yazılan Savaş Sanatı, insanlık tarihinin en etkili stratejik risalesidir. Temel tezi şudur: Zafer, en sert vuranın değil, vurmadan önce düşünenindir. Trump ve Netanyahu, bu eserin ortaya koyduğu her ilkeyi sistematik olarak ihlâl etmişlerdir.
Birinci İlke
“Düşmanını tanı, kendini tanı; yüz savaşta da asla yenilmezsin.”
Trump ve Netanyahu, 12 saat içinde 900 hava saldırısı başlatmadan önce İran hakkında ne biliyorlardı? Ekonomisinin yaptırımlar nedeniyle kırılgan olduğunu. Halkının Aralık 2025’te sokaklarda protesto gösterileri düzenlediğini. Anlamadıkları şey şuydu: 7000 yıllık bir medeniyet, direniş iradesini GSYİH veya enflasyon oranlarıyla ölçmez. İbn Haldun’un yazdığı Asabiye, yabancı bombardımanla yok edilmez, aksine harekete geçirilir. Başörtüsü takmadığı için iki kez tutuklanan, ilk saldırıları kutlayan İranlı kadın, Tahran’ın yakıt depolarına yapılan İsrail saldırılarından çıkan yanan petrol damlacıklarıyla mahallesinin kaplandığı sırada, 16 Mart tarihli günlük kaydını şu sözlerle bitirecekti: “Son savaşta bu psikopat katillerin her birini yakacağım.” Yani rejimi kastediyordu. Ama o, yabancı saldırı altındaki bir şehirden yazıyordu. Bombalar altında bu ayrım ortadan kalkıyor.
Sun Tzu’nun hükmü: Düşmanlarını tanımıyorlardı. Zaten kaybetmişlerdi.
İkinci İlke
“Savaşta en üstün başarı, düşmanın direncini savaşmadan kırmaktır.”
27 Şubat 2026’da, ilk bombanın düşmesinden on sekiz saat önce, Umman Dışişleri Bakanı Badr Al-Busaidi diplomatik bir atılımın gerçekleştiğini doğruladı: İran, zenginleştirilmiş uranyum stoklamayacağına, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) tam tetkikine izin vereceğine ve mevcut zenginleştirilmiş uranyumunu geri dönüşü olmayan bir şekilde mümkün olan en düşük seviyeye indireceğine söz vermişti. Barış, onun sözleriyle, “ulaşılabilir durumdaydı.” Müzakerelerin 2 Mart’ta yeniden başlaması plânlanmıştı. On sekiz saat sonra bombalar düşmeye başladı. Müzakere yoluyla elde edilebilecek bir çözüm –İran’ın anlaşmayla nükleer silâhlardan arındırılması, boğazın açılması, piyasaların istikrara kavuşması, Amerikan hegemonyasının tek bir kayıp olmadan korunması– feda edildi.
Sun Tzu’nun hükmü: Savaşsız zafer mümkündü. Onlar savaşı seçtiler. Bu, sonraki tüm başarısızlıkların kaynağını teşkil eden stratejik hatadır.
Üçüncü İlke
“Zorluklar üzerinde tefekkür etmeyen, güçlü yönlerinden de faydalanamaz.”
Zafer koşulu belirlenmemiş bir savaş, başlamadan kaybedilmiş bir savaştır. Trump yönetiminin savaş hedeflerinin resmî kaydı, kronolojik sırayla: Hegseth (28 Şubat) — “47 uzun yıllık savaşı” sona erdirmek. Rubio (28 Şubat, saatler sonra) — ABD güçlerinin önleyici savunması. Trump (2 Mart) — “İki veya üç gün içinde” rejim değişikliği. Trump (9 Mart) — “Sanırım savaş neredeyse tamamlandı.” Hegseth (11 Mart) — “Bu sadece başlangıç.” Trump (21 Mart) — 48 saatlik ültimatom. Trump (23 Mart) — “Verimli” görüşmeler için beş günlük erteleme. Tahran (23 Mart) — “Tahran ve Washington arasında diyalog yok.” Yirmi dört günde on uyumsuz savaş hedefi.
“Strateji olmadan taktik, yenilgiden önceki gürültüdür.”
[Sun Tzu, Savaş Sanatı]
Sun Tzu’nun hükmü: Zaferin tanımı yok. Strateji yok. Sefer yapısal olarak kaybedildi.
Dördüncü İlke
“Zayıfken güçlü, güçlüyken zayıf görün.”
İran, Sun Tzu’nun yöntemini uyguluyor. İran, Sun Tzu’nun stratejilerini uyguluyor. Boğazı kapatıyor ancak bu durumu süresiz olarak sürdürebilme kapasitesi konusunda kasıtlı bir belirsizlik yaratarak, rakibini hiçbir zaman gerçekleşmeyebilecek olasılıklara hazırlıklı olmak üzere kaynaklarını tüketmeye zorluyor. Müzakereleri reddederken, bölgesel arabulucuların –Pakistan, Türkiye, Mısır– Trump’ın “verimli görüşmeler” anlatısını oluşturmasına yetecek mesajları iletmesine izin veriyor ve böylece resmî bir teslimiyet olmadan geri çekilmesini sağlıyor. Dimona yakınlarında reaktörü imha etmeden saldırıyor, varoluşsal kapasitesini gösteriyor ancak tümünü kullanmaktan da kaçınıyor. Bu arada Trump, tehditlerini büyük harflerle kamuya açık bir sosyal medya platformunda duyuruyor. Belirli saatlerde son tarihler belirliyor. Kendi belirttiği bitiş zamanından önce bu son tarihlerden geri çekiliyor. İran devlet televizyonu kararı açık ve net bir şekilde yayımladı: “Trump, İran’ın tepkisinden korkarak 48 saatlik ültimatomundan geri adım attı.” Dünyadaki her stratejist –Pekin, Moskova, Pyongyang, Caracas– bu yayını okudu. Ders şu: Amerika’nın ültimatomları bekleyerek atlatılabilir. Caydırıcılık teorisinde bu, güvenilirliğin azalması anlamına gelir; her teslimiyet, bir sonraki tehdidi görmezden gelmeyi kolaylaştırır.
Sun Tzu’nun hükmü: İran, ustanın sanatını uyguluyor. Trump ve Netanyahu ise her bir maddeyi ihlâl ediyor.
Beşinci İlke
“Savaşta, galip gelen stratejist ancak zafer kazanıldıktan sonra savaşa girer.”
Trump ve Netanyahu seferlerini başlattılar ve ardından zaferin ne anlama gelebileceğini aramaya başladılar. Yirmi dört gündür arıyorlar. İstikrarlı bir cevap bulamadılar. İran ise, ilk Amerikan füzesi düşmeden önce zafer şartını belirlemişti: Hayatta kalmak. Ayakta kalmak. Boğazı kapalı tutmak. Küresel sisteme ekonomik acı çektirmek. Tarihin en güçlü askerî ittifakının, kararlı bir düşmana karşı belirttiği hedeflere ulaşamayacağını göstermek. Dünyanın kendi sonuçlarını çıkarmasına izin vermek. Sun Tzu, İran stratejisini hemen tanırdı. Amerikan stratejisini ise anlamakta zorlanırdı.
Sun Tzu’nun hükmü: Önce savaştılar, sonra zafer aradılar. İran, zafer şartını ilk günden itibaren yerine getirdi.
Altıncı İlke - Yaptırımların Paradoksu
“Düşmanın kendi gücünü ona karşı çevirin.”
İran’ın askerî kapasite geliştirmesini engellemek amacıyla yürütülen 46 yıllık Amerikan ekonomik savaşı, bugün Batı’nın savunma bütçelerini iflasa sürükleyen askerî kapasitenin doğrudan kaynağı olmuştur. İran’ı iç pazarda yenilik yapmaya zorlayan her yaptırım, tersine mühendisliği zorunlu kılan her teknoloji ambargosu, öz yeterliliği teşvik eden her malî dışlama; bunların hepsi birlikte, bugün Raytheon ve Lockheed Martin üretim hatlarını, dünyadaki hiçbir fabrikanın zamanında yenileyemeyeceği bir hızda tüketen asimetrik cephaneliği oluşturdu. Yaptırımlar bir boğma taktiği olarak tasarlanmıştı. Bir demirci ocağına dönüştüler. Sun Tzu daha iyi bir tuzak tasarlayamazdı.
Sun Tzu’nun hükmü: Düşmanın silâhı kendi elleriyle yapıldı. İnsansız hava aracı, elli yıllık yaptırımların tavında dövülerek yapıldı.
Laala Bechetoula
25 Mart 2026