“Emperyalizmde görülen zorbalık, bir canlılık ve gürbüzlük alâmeti değildir; bu, tıpkı gebermek üzere olan bir hayvanın son fizyolojik debelenişine benzer.”
[Dr. Hikmet Kıvılcımlı]
5. Sorun
Bir önceki yazının bitimindeki tespitimiz, emperyalizmin ihtiyaç duyduğu yeni küresel tehdit algısını yaratmakta günden güne zorlandığı, Batılı emperyalist güçleri derleyecek ve dünya halklarını ideolojik olarak geriletecek bir hegemon tehdit icadı mümkün olmayınca, Vietnam tarzı uzun ve tüketici savaşların kapısının açılması ihtimalinin arttığı yönündeydi. Bu manzara dâhilinde, kendi derdine düşmesi gereken yanı başımızdaki Avrupa’nın Türkiye’yi de yakından ilgilendiren muhtemel hamlelerimi ele alarak yazı dizisini bitireceğiz.
Yazı dizisinin önceki bölümlerinde gösterdiğimiz üzere, kapitalizmin temel açmazlarını özetleyen azalan kâr oranları yasası ve bu yasaya dayalı olarak ortaya konan güncel iktisadî tablo, çökmekte olan bir yapıya işaret ediyor. Bahsi geçen yazılarda kullandığımız grafikler, kâr oranlarının yüksek olduğu dönemlerde hegemonik yönü ağır basan askerî müdahalelere, kâr oranlarının düştüğü süreçte ise kârları artırmaya yönelik üst üste savaşlara girişildiğini gösteriyor.
Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kapitalizm için kullandığı “geberme” metaforu (ölme değil geberme), kısa yoldan anlatacak olursak, tam da Trump’ın hâl ve hareketlerinde cisimleşmektedir. Onun tehditleri ve saldırıları, güçten ziyade, sıkışma ve çırpınma durumunu teyit ediyor. Bu sıkışma, NATO üzerinden Avrupa’ya hamilik yapmak yerine, Avrupa’dan haraç kopartma ve NATO’yu finanse ettirme noktasına gelmiştir. Ankara Zirvesi’nin ana meselelerinden birisi, işte bu finansmana yönelik denetim olmuştur. Zirve’nin sonuç metnine şöyle yansımıştır:
“Rusya’nın Avro-Atlantik güvenliği ve istikrarına oluşturduğu uzun vadeli tehdide ve terörizmin süregelen tehdidine karşı koymak amacıyla Müttefikler, Lahey savunma taahhüdünü yerine getirmektedir. 2025 yılında Avrupalı Müttefikler ve Kanada, temel savunma gereksinimlerine yaptıkları yatırımları 139 milyar dolardan fazla artırmıştır. Yatırımlarımız, sanayi tabanımızı ve dayanıklılığımızı güçlendirirken, ihtiyacımız olan kabiliyetleri de sağlamaktadır. Bugün Ankara’da, 50 milyar dolardan fazla yeni tedarik açıklıyor; ortak üretim kapasitesini genişletme ve inovasyonu hızlandırmak için sanayimizle birlikte çalışma taahhüdünde bulunuyoruz.”[1]
ABD artık Avrupa’yı korumuyor, Körfez emirliklerini de korumuyor. Öyle ki bu vaziyet, neye hizmet edeceğine henüz imzacıları tarafından da karar verilmediğini düşündüğümüz, Suudi Arabistan-Pakistan-Türkiye savunma anlaşmasının imzalanmasını koşullamıştır. Başka bir döneme girmiş bulunuyoruz. Avrupa’nın zayıf ve yetersiz kaldığı, sonuç metninde şöyle vurgulanıyor:
“Daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa–modernleşmiş bir İttifak. Avrupalı Müttefikler ve Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte çalışarak İttifak’ın savunması için daha fazla sorumluluk üstlenmektedir.”
İşte bu Avrupa kendi içerisinde de bütünlük göstermiyor. İngiltere, NATO Zirvesi sırasında Türkiye’yle kapsamlı bir askerî antlaşma imzalamıştır. İmzalanan Güvenlik ve Savunma Ortaklığı Belgesi’ne göre, “birlik içerisinde birlik” kurulmuş görünüyor. Bu askerî birliktelik, Brexit’i takiben 2020 sonunda imzalanan Türkiye-Birleşik Krallık Serbest Ticaret Anlaşması’nı tamamlamaktadır. Zirve sonrası Türkiye’nin Ukrayna yakınlaşmasının –en azından görünürde– bariz bir hâl aldığına geçtiğimiz yazılarda değinmiştik.
Ada Avrupası’nın Türkiye’yi merkeze alan bölge politikası, Kıta Avrupası’nın Türkiye’yi Kıbrıs’ta huzursuz eden politikasıyla tezat oluşturuyor. Doğu’nun Batı emperyalizmi tarafından sömürülmesi işini yakın zamana kadar ABD’ye bırakmış olan Kıta Avrupası, işin başa düşmesi dürtüsüyle, Doğu’nun kapılarından olan Kıbrıs’ta Yunanistan ve İsrail ile ittifak kurma yoluna gidiyor ki bu vaziyet İngiltere ve Türkiye’nin Ada’daki tarihî pozisyonuna ters düşüyor. Konunun detayları için Sosyalizm.org’da daha önce yayımlanmış olan “Bölgemizde Savaş, Kıbrıs’ta Gerilim” başlıklı yazıya bakılmasını önererek ilerlemek istiyoruz.
Macron 9 Mart’ta Yunanistan’a giderken, aynı gün Charles de Gaulle uçak gemisinin de Kıbrıs’a vardığı tespit edilmişti. Bu büyük adıma; Fransa’nın diğer gemileri, Almanya ve Hollanda ordusunun sevkiyatları ve askerî olmayan personelin tahliyesi kapsamında İspanyol gemilerinin sevki eklendi. Güney Kıbrıs askerî limanlarının çok sayıda uçak gemisi barındıracak şekilde genişletildiği, başta Fransa olmak üzere, Avrupa’nın bu ve benzeri askerî yatırımlara para akıttığı biliniyor. Buna karşın Türkiye Ada’ya F-16’lar sevk etti. İngiltere, üslerini takviye etti. Türkiye ve Kıbrıs Türk kesiminden gelen resmî tepkilerin Fransa’ya yönelmiş olması, Ada’daki saflaşmayı ortaya koymaktadır. Kıbrıs’ta başlayan bu gerilimin, ilerleyen süreçte Lübnan, Suriye ve hatta Irak üzerinde tekrar etmesi muhtemeldir.
Toparlayacak olursak, çerçevesini çizmeye çalıştığımız süreçten uzun vadede kapitalizmin sağ çıkması olanaklı görünmüyor. Emperyalizmin öncüleri hegemonya kuramıyor, kârlarını artıracak yeni fetihler yapamıyor, NATO dahi derlenip ortak bir emperyalist hedefe yönelemiyor, askerî temeller üzerine kurulu olan “Doğu’nun sömürüsü düzeni” sarsılıyor. Sürecin çıkışsız savaşlarla ne kadar uzatılıp uzatılamayacağı halklarımızın ve işçi sınıfının örgütlenme niteliği ve mücadele çizgisine bağlı olacaktır. Doğu halklarının derlenmesi, Doğu’da işbirlikçi eğilimlerin törpülenmesi, bölgemizde darbelenen ve dağınıklık gösteren emperyalizmin yeni fırsatlar bulamaması, geberen kapitalizmin ömrünü kısaltacaktır. Aksi hâlde uzun ve girift savaşlar dönemine girilecektir.
–yazı dizisi sonu–
Gökçe Kutlu
10 Ağustos 2026
Fotoğraf: NATO Ankara Zirvesi kapsamında İngiltere Başbakanı Starmer ve Erdoğan, Güvenlik ve Savunma Ortaklığı Belgesi imza töreni sırasında, 08 Temmuz 2026.
Dipnot:
[1] “The Ankara Summit Declaration”, 8 Temmuz 2026, NATO.