Düşünce ve eylem arasında bir gerilim vardır. Eleştirel düşünce insanı yanılsamalardan kurtarabilir; fakat bütün inançları çözümleyip görecelileştirdiğinde, toplumsal iradeyi de ortadan kaldırabilir. Bundan dolayı tarihsel hareketler bilimsel kesinlikten değil, insanları harekete geçiren güçlü inançlardan ve kolektif imgelerden doğar. Tarihi yapanlar çoğu zaman her şeyi en incelikli biçimde kavrayanlar değil, bir davaya inanarak eyleyenlerdir.
Siyasetçiler için fikirler araştırma ve sorgulama araçları olmaktan çıkıp siyasî kimliklerinin resmî sembollerine dönüşürler. Ancak bağlı olmadıkları resmî sembollerdir bunlar. Siyasetçi, fikirleri sorgulamak yerine onları temsil etmek zorunda kalır. Böylece düşünce, hakikati araştıran canlı bir faaliyet olmaktan çıkarak sadakat gösterisine dönüşür. Arkasından iş çevirebilecekleri bir sadakat gösterisi. Siyasetçilerin açık iradeleri sabit, örtülü eylemleri değişkendir. Örnek vermek gerekirse, mukaddesatçı söylemler ne kadar saçmaysa onların arkasındaki iktidar mücadelesi o kadar gerçektir. Ama söylem hakikate yaklaşırsa teslimiyetten kuşkulanmak gerekir. Üstüne kamu kaynakları aynı hızla yağmalanırsa hem meşruiyetleri aşınır hem de onların yerini almaya hazırlanan seçkinlere alan açılır.
Tersine, bir insan aşikâr olarak farklı zamanlarda birbirinden oldukça farklı, hatta dışarıdan bakıldığında çelişkili[1] görünen eylemlerde bulunabilir. Fakat bu eylemler aynı derin fikirlerden, aynı temel değerlerden ve aynı bağımsız iradeden doğuyorsa aralarında daha nitelikli bir uyum vardır. Gerçek tutarlılık, her zaman aynı şeyi yapmak değil, farklı şartlarda aynı sahici iradeyle davranmaktır. Kısaca açık eylem değişkendir, örtülü irade ise sabit.
Sonuç yerine iyimserlere karşı bir ilâve yapmak isterim, eleştirel düşünce yasak elma misali masanın bir ucunda bulunmalıdır. Unutmamak gerekir ki, siyasetin steril olmayan doğasından hareketle belirli sonuçlara ömür boyu bağlı kalmak[2] da eleştirel düşünce kadar sakıncalıdır. Düşünce ve eylem arasındaki yüksek gerilimde salınmak hiç kolay değildir.
Fazıl Uluç
3 Ağustos 2026
Dipnotlar:
[1] “Büyük olmak yanlış anlaşılmaktır.” (R.W. Emerson, Denemeler, Birinci Seri, Ankara: Doğu Batı, 2022, s. 64).
[2] Toplumu kolayca kusursuzlaştırabileceğine inanan iyimser, gerçeklik idealine uymadığında idealini değil, insanları cezalandırmaya başlar. Muhalifler artık yalnızca farklı düşünen insanlar değil, insanlığın mutluluğunu bilinçli biçimde engelleyen düşmanlar olarak görülür. İyimserlik kolay ilerleme yanılsamasıdır ve hayal kırıklığına uğrandığında sonuçları ağır olur.