Aşağıda yer alan bu tip açıklamalar son günlerde artmaya başladı dikkat ederseniz. Önce Rasim Ozan, şimdi de Cem Küçük.
Salt tehdit ya da bir nevi seçimlerin şaibesine ilişkin itiraf olarak algıladığınızdan eminim.
Yalnız bakın bunları Devlet Bahçeli’nin, Tayyip Erdoğan’ın, ikisine çok yakın bir siyasetçinin, danışmanlarının, üst düzey bürokratların, sistemi inşa edip ayakta tutan teknokratların ya da devletle içli dışlı bir akademisyenin ağzından duymuyoruz. Onlar sadece anlayanın anlayacağı kadarıyla ima ediyorlar.
Halkın asla ciddiye almayacağı ve muhaliflerin âdeta tiksindiği figürler üzerinden özellikle dolaşıma sokuluyor. Bu sayede hem bu argümanlar tartışmaya açılmış oluyor hem de periyodik biçimde muhalefetin sinir uçlarına basılarak daha fazla yaygara basmalarının önü açılıyor. Çünkü Tayyip Erdoğan ve onu paratoner hâline getirmiş güvenlik bürokrasisi, bu sayede muhalefete de erken doğum yaptırıp, yaygaraya hapsederek pelteleştirebileceğini biliyor. Göstere göstere, hatta alay edercesine psikolojik harp taktikleri uygulanıyor. Seküler muhaliflerin de sağa sola küfretmekten, sosyal medyada ünlü linçlemekten ve sandıktan sandığa koşmaktan başka yapacağı hiçbir şey kalmıyor. Bir taşla birden fazla kuş vuruluyor. Gerçekten hazin.
Konumuz “seçim kazanacaklarını zannediyorlar” kısmı da değil. Cem Küçük, partizanlığından dolayı aba altından sopa da gösteriyor. Oysa konjonktür ve uluslararası dengeler değişirse, muhalefet Müge Anlı’yı aday göstererek bile kazanabilir. Ve üç gün sonra bu iktidarı kimse hatırlamaz.
Meselemiz neden halkın ciddiye almayacağı ve muhaliflerin tiksindiği figürler üzerinden hangi mesajın verilmeye, hangi gerçeklerin dolaşıma sokulduğu, bununla ne yapılmaya çalışıldığıdır.
Uzun süredir takip eden arkadaşların malumudur, yıllardır burada Türkiye’nin 15 Temmuz ile birlikte bambaşka bir yola girdiğini, resetlendiğini, bürokrasinin yeniden örgütlendiğini, güvenlik doktrininin değiştiğini, muhalefetin itirazlarının ve karşı koyma biçiminin eski düzenin kalıplarına hapsolup eskinin kodlarını taşıdığını, bu yüzden de sadece yaygara olarak kaldığını, artık fiilen savaş hâline geçtiğimizi, parlamentoların tüm dünyada işlevsizleştirildiğini, Türkiye’nin artık meşruti monarşiye geçtiğini, CB sistemine geçişin ne anlama geldiğini, Bahçeli’nin oynadığı rolü, Türkiye’nin ihtiraslarını, enerji ve ticaret yolları kapışmalarında konumlanmaya çalıştığını, dışarının içerisi üzerinde belirleyici olduğunu, eski muhalefet kalıplarıyla iktidarı devirmenin mümkün olmadığını, Tayyip Erdoğan’ın devleti değil, devletin Tayyip Erdoğan ile partisini ilhak ettiğini ve yeni bir dünya kurulurken devlet ile sermayenin almak istediği pozisyonu uzun uzun yazar dururum.
Bunları anlatıp, üstüne de ülkeyi ve dünyayı “Şirinler Vs. Gargamel” ikiliğiyle okuyan AK Parti karşıtı AKP’lilerin bir türlü kavrayamadığı, kavramak istemediği, kavrayacak bilinç seviyesine asla erişemeyeceği bu gerçekleri anlattıkça da devleti fetişleştirdiğim ya da gizli Erdoğancı olduğum yaftasını yerim. Günün sonunda da haklı çıkar dururum. Sanırım Erdoğan’a ve Bahçeli’ye küfretmeyen, her seçim dönemi histeriyle AKP’leşerek AK Parti’yi devirmek isteyenlerin peşinde peyk olmayan insanların “AKP’lisin yani?” lafını yemekten başka seçeneği yok :)
Halkın bu cendereden çıkmak ya da her gün daha çok sıkılan mengeneyi en azından gevşetebilmek için histerik tepkiler vermeye, sandıktan sandığa koşmaya ya da kendine yeni Millî Şefler yaratmaya değil, sadece ve sadece örgütlenmeye ihtiyacı var. CHP logolu AKP’nin peşine doğrudan ya da dolaylı biçimde düşmeye devam ettikçe her türlü satışa da açık hâle gelirsiniz. Nitekim son Saraçhane eylemlerinde de “Hadi arkadaşım hadi!” denilerek eylemciler alandan kovulmadı mı? 1 Mayıs 2024’te, yine Saraçhane’de işçi sınıfı dımdızlak bırakılıp alandan sıvışılmadı mı? AKP’lileşmiş CHP’nin bu düzenin devamlılığından başka hiçbir emeli yoktur arkadaşlar. Sadece pazarlık unsurusunuzdur. Ve karşınızdaki mekanizmayı doğru tahlil etmelisiniz.
@_agustoperez
2 Nisan 2025