Göçmen Sorununda Ne Yapılmalı?


Geçici Koruma (Sığınma) Sınır Aşan Bir Formülasyondur

Türkiye’de önce 1994 Yönetmeliği ile, daha sonra 2014’te yürürlüğe giren 6457 sayılı kanunla, Avrupa Birliği’nde (AB) ise 2001 Direktifi ile düzenlenir.[1] 1994 Yönetmeliği’nde “sığınma” denilen duruma yeni kanunla birlikte AB düzenlemesindeki gibi “geçici koruma” denmiştir. Geçici koruma denilen statü, ülkelere yönelen kitlesel göç akınına karşı verilen ekonomi-politik yanıtı formüle eder.

Açık Kapı Uygulaması Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) İçin Siyasal Tercihtir

Birinci Körfez Savaşı sırasında Türkiye sınırına akın eden yüzbinlerce Kürt sınırda durdurulmuş, daha sonra Şırnak ve Hakkâri illerine alınmak durumunda kalınmıştı (1991 Mart ayı ve devamı). Bu olayı takiben çıkarılan 1994 Yönetmeliği’nde savaştan kaçarak Türkiye’ye yönelen kitlelerin sınır ötesinde durdurulması, Yönetmelikteki ifadeyle “aksine bir siyasî karar alınmadıkça” esas sayılmıştı (m.8).

Suriyelilerin kitlesel olarak Türkiye sınırına gelmeye başladığı 2011 yılında, 1994 Yönetmeliği yürürlükteydi. Bu yönetmeliğe göre sınır boyunca nüfus akınını durdurmak mümkünken, kapıların açılması siyasal bir tercihtir. Bu tarihte sınır karşısında/boyunca koruma konusunda Türkiye’yi engelleyen uluslararası bir yükümlülük veya mahkeme kararı bulunmamaktaydı. İzlenmekte olan açık kapı politikası, 2014’te yürürlüğe giren 6457 sayılı kanun ile esas hâle getirilmiştir.



Aynı şekilde AB, 2001 yılından 2022 yılına kadar geçici koruma hukukunu işletmemiş, Suriyelileri sınır ötesinde tutma politikası izlemiş ve Türkiye’yi depo ülke olarak kullanmıştır. Bu durum iki tarafın da menfaatine uygun düşmüş, neticede bu tercih de Geri Kabul Anlaşması adı altında formüle edilmiştir.[2] AB’de geçici koruma ilk defa 2022 yılı mart ayında Ukraynalı sığınmacılar için devreye sokulmuştur.[3] Resmî rakamlara göre 04.05.2022 tarihi itibari ile 5.707.967 Ukraynalı çevre ülkelere göçmüş; daha doğrusu Batının pompaladığı/uzattığı savaş ve açık kapı politikası neticesinde göçtürülmüştür.

https://data2.unhcr.org/en/situations/ukraine

https://data2.unhcr.org/en/situations/ukraine


Bu açıdan Türkiye için Kürt göçmenler, AB için Suriyelilere; Türkiye için Suriyeli göçmenler, AB için Ukraynalılara denk düşmektedir. Siyaseten orta vadeli hedefler, Suriye ve Rus devletlerinin zayıflatılması ve diplomatik koz elde etme iken (Türkiye için, AB’ye karşı; AB için Rusya’ya karşı), uzun vadeli hedef ekonomiktir.

Açık Kapı Uygulaması Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) İçin Ekonomik Tercihtir

Suriyelilerin Türkiye’ye girişi ilk etaptır ve doyum noktasına ulaşmıştır. Bu aşamada Suriye savaşı bir dengeye oturmuş, Türkiye sınırlarını açma kozunu kullanmış ve büyük oranda tüketmiş, böylelikle orta vadeli siyasal ve diplomatik hedeflerin önemi ekonomik hedeflere nispetle azalmıştır.

Türkiye, ithal ikameci sistemden çıktıktan ve serbest piyasa düzeni önündeki engelleri 12 Eylül darbesi ve devamındaki politikalarla kaldırdığından bu yana, Yalçın Küçük’ün TİT (Tekstil, İnşaat, Turizm) olarak formüle ettiği, ucuz ve niteliksiz işgücüyle düşük katma değerli imalata dayalı ve döviz getirisine odaklı ekonomik bir düzleme girmiştir. Bu düzlemde 2012 yılından itibaren Gaziantep ve çevre illeri merkezli (Detaylarının önümüzdeki günlerde sosyalizm.org sitesinin ilk dosya çalışmasında bulunabileceği) uluslararası ayağı olan bir sıçrama yaşanmıştır. Alttaki tablo, ülke içine alınan ucuz iş gücünün dağılımı hakkında fikir vermektedir.



Türkiye’ye sadece ucuz emek gücü ithal edilmemiştir; aynı günlerde Suriye’den Türkiye’nin güney illerine ciddi bir “kolay sermaye ithali” de yaşanmıştır. Şu tablo çarpıcıdır:


Gaziantep ve çevresinde, göç akını başlar başlamaz, 2012 ve özellikle 2013 yılında Türkiye’nin geri kalanı ile uyumsuz ve ilk bakışta paradoksal biçimde işsizlik oranlarındaki ciddi düşüş, imalata yönelik ciddi bir sermaye girişine işaret etmektedir.[4] Devam eden yıllarda durum stabilize olmuş ve işsizlik oranları yeniden artmaya başlamıştır; özetle operasyonun ilk etabı tamamlanmıştır.

Yeni Suriyeli girişinin 2018 yılından itibaren nispeten yatay bir çizgi takip etmesini Afganistan, Pakistan ve diğer ülkelerden göçün yoğunlaşması takip etmiştir. Bu olaya ikinci etap olarak bakılabilir.

“Yaşlı Avrupa”nın ucuz işgücü ihtiyacı açısından milyonlarca Ukraynalının piyasaya girişi kalıcı sonuçları olacak diğer bir ekonomik operasyondur. Avrupa’dan Ukraynalılar lehine, diğer göçmenler aleyhine, konut yardımından istihdama ciddi ve kalıcı tedbir haberleri gelmektedir.

Çözüm Üzerine

Görüldüğü gibi, bugün karşı karşıya olduğumuz göçmen akını tartışmasının esasını, siyasal iktidarların ekonomik-politik tercihi teşkil etmektedir. İkinci derecede ise siyasî-diplomatik tercihler bulunmaktadır.

Güncel ekonomik modeli eleştirmeden, ona vurgu yapmadan “göçmen sorunu”nun dillendirilmesi aldatıcıdır ve önemli bir kısmı iktidar kontrolünde ilerlemektedir; teşhir edilmelidir. Kapitalist sistemin Türkiye’de girdiği evre merkeze alınarak konuşulmalıdır.

Türkiye–AB Geri Kabul Anlaşması’nın iptali, politik bir talep olarak dillendirilmeye başlanılmalı, ciddi bir kampanyanın konusu hâline getirilmelidir. Türkiye–AB sınırlarının göçmenlere açılması için mücadele edilmelidir.

Suriye’de süren vekâlet savaşının bitirilmesi, Suriye devleti ile barış masasına oturulması için, savaşın tarafı olan siyasal iktidarlara baskı yapılmalı ve bu talep diri tutulmalıdır.

Burada özetlemeye çalıştığımız sınır aşan siyasal kararların takipçileri ve fon ağlarının sözcüleri tarafından halka yapıştırılmak istenilen “ırkçılık” yaftasına itibar edilmeden, apolitik bir konuma düşmeden, ekonomik toplumsal gerçekler merkeze alınarak hareket edilmelidir.

Onur Şahinkaya

5 Mayıs 2022

Dipnotlar:

[1] “2001/55/EC, 7 Temmuz 2001”, Eurlex.

[2] “Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma”, 02.08.2014 tarih ve 29076 sayılı Resmî Gazete.

[3] “Council Implementing Decision (EU) 2022/382, 4 Mart 2022”, Eurlex.

[4] Örnek bir haber için bkz: “Türkiye’de ise Gaziantep’i tercih ettim. Çünkü buranın avantajları, imkanları, ticari potansiyeli ile gelenek ve görenekler, manevi değerlerden dolayı Gaziantep’e yerleşmeye karar verdim. 2012’de geldiğim Gaziantep’te 2013 yılında ilk şirketimi kurdum ve Suriye’de sahibi olduğum şirketin adını verdim: Kanaria İç ve Diş Ticaret.”, “Gaziantep’e milyonlarca dolar yatırım yapan Suriyeli: Abdulgaffur Salih Asfour”, 9 Şubat 2022, OdaTV.