Loading...

Gelenek TKP’sinin Hezeyan Siyaseti


TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, geçen yılın sonlarına doğru gerçekleştirdiği bir söyleşide, devrimci özneyi tanımlarken, maksatlı bir biçimde emekçi tanımını kullanıyor. Evet, maksatlı bir biçimde kullanıyor çünkü emekçi tanımı, geniş olarak hem işçiyi hem de kendi sahip olduğu üretim araçlarında, kendisi ve kendisiyle birlikte az sayıda işçisiyle çalışan küçük mülk sahibini kapsıyor. İşçi sınıfı devrim sürecinde çeşitli ara katman ve sınıflarla iş birliğine girebilir. Lâkin bu iş birliğini mümkün kılan yegâne olgu, işçi sınıfının siyasal doğrultusunu farklı çevrelere benimsetilebilmesidir. Burada işçi sınıfının özne niteliğinin paylaşıma açılması değil, keskinleştirilmesi, genelleştirilmesi vardır. Partisinin oturduğu toplumsal zemine, siyasal doğrultuya bakarak konuşmak lâzım; Kemal Okuyan’da Marksist-Leninist jargonun dilden tasfiyesi, kitlelere daha kolay ulaşabilmek, onlarla bağ kurabilmek amacıyla bazı kavramların vulgarize edilmesi anlamını taşımaz. Marksist-Leninist anlayışın, kendisinin kurduğu siyasî hatta çapraz düşmesiyle ilgilisi vardır bu vaziyetin. Devrimin öznesi işçi sınıfı olmayıp emekçilere doğru genişletilince kurulacak idare de proletarya diktatörlüğünden emekçi cumhuriyete dönüşmüştür. Kuşkusuz bugünleri yaşamış olsaydı, gerçekleşen dönüşüme en çok sevinecek olanlardan bir tanesi de Sabih Kanadoğlu olurdu. Neticede TKP ismini Gelenek çevresine kaydederken, parti programında “proletarya diktatörlüğünün” mevcut olmayışını gerekçe göstermişti. Varılan noktada TKP, Kanadoğlu’nun arzuladığı türden bir komünist partisi hâlini almıştır.

TKP’nin canhıraş savunduğu Cumhuriyet, bürokrasinin, burjuvazinin elinden tuttuğu tepeden inmeci bir burjuva devrimidir. Kitlesizdir. Kitlenin yoksunluğunu, kuvvetli bürokratik katmanların varoluşu ikame etmiştir. Ortada yaşanmış bir politik devrim bulunmamaktadır. Sosyal yönüyle ele alınabilecek bir devrimden “cumruriyetçi damar” devşirmeye kalkışmak TKP’nin politik doğrultusuna dair birtakım fikirler sunmaktadır. Kemalizm’i soldan teorize etmeye kalkışan Kadro dergisi ve onun Baasvari, sosyal adaletçi idare arayışındaki takipçisi Yön dergisine eklemlenen bir çizgiden söz etmekteyiz. TKP açık biçimde bu çizginin takipçisidir, bunu da reddedecek hâli, vaziyeti yoktur. TKP’nin cumhuriyetçi damarının somutlandığı gerçeklik “Cumhuriyet Mitingleri”dir. Burnunun ötesinden haberi olmayan küçük burjuvalar ve memur kesiminden mütevellit bir kalabalıktır bu. Kitle, Cumhuriyet’in kendisi tarafından imal edilmiştir. Burjuva cumhuriyeti kurulup inşa sürecine girdikten sonra, gelişmekte olan kapitalist toplumun gerekliliklerine uygun insanını yaratma zorunluluğuyla karşı karşıya kalmıştır. Kitlelerin, müesses nizamın muhafazası sürecine katılabilmeleri için geliştirilen ideolojik aygıtlardan belki de en başat olanı cumhuriyetçiliktir. Zira cumhuriyetçilik ideolojik olarak burjuva hukuku nezdinde, yani kâğıt üstünde fakir köylüyle zengin, şehirli aristokratın aynı kurallara tâbi olması mitini sembolize etmektedir. Bundan gayrı bir cumhuriyetçilik imalatı, memleketimizin tarihsel-toplumsal gerçekliğine yabancı, kuruntudan mülhem bir hülyadan ibarettir. Komünist partilerin vasfı, görevi, işçi sınıfına bilinç taşımaktır; doğru fakat sözü edilen bilinç işçi sınıfı bilincidir. Komünist partiler, işçi sınıfına mevcut düzenin bekçisi olmaları yönünde bir bilinç taşımakla yükümlü olamazlar. Emekçi, patron gibi terimlerle süslenmiş cümleler, takınılan siyasî tavrı ve sahip olunan ideolojik formasyonu örtmeye yetmemektedir. Kemal Okuyan, Türkiye’de yoksulluğun temelinde cumhuriyetin olmadığını, bunun bir sanrı olduğunu iddia etmektedir. Evet, Türkiye’de kapitalist varoluş cumhuriyet öncesine dayanmaktadır. Türkiye kapitalizminin tarihi cumhuriyet ile başlamamış lâkin onunla ivme kazanmıştır. Cumhuriyetin inşası ve sermaye diktatörlüğünün inşası birbirine paralel seyretmiştir. Türkiye’de sınıfların olmadığı, sınıfların İngiltere’ye özgü olduğu retoriğiyle sermaye diktatörlüğünün inşası ve tahkim edilmesi sürecinde korporatist ideolojiye başvurulmuştur. Uzun yıllar boyunca sendika kurulmasına müsaade edilmemiş, sınıf temelli örgütlenme ve fikirler sert biçimde baskılanmıştır. Kuvayı Milliye’nin, millî mücadele sürecinde THİF, TKP ve Çerkes Ethem gibi Bolşevizm ve Bolşevikler’le ilişkili kişi ve çevrelerin tasfiyesi üzerine yürüttüğü faaliyetler de başka bir perspektiften cumhuriyetin sahip olduğu sınıfsal niteliği ortaya koymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği arasındaki konjonktürel yakınlık hiçbir şekilde tutarlı bir ittifak hâlini almamış, anti emperyalist temelde birliktelik kurulmamıştır. Millî mücadele esnasında emperyalistler ile düzenlenen Londra Konferansı, millî mücadele sonrası Osmanlı’nın borçlarının ödenmesi, Osmanlı’yı hunharca sömürmüş olan emperyalistlerden malî anlamda bağımsızlaşma çabasından imtina edilmesi gibi, emperyalistlere tavizlerle dolu bir politika setinin yaslandığı arka plânın tutarlı bir anti emperyalist kavrayışa ve tutuma tekabül edemeyeceğini bilmek için okuma-yazma ve asgari düzeyde idrak etme yeteneğine sahip olmak kâfidir. Kemalizm’in emperyalistlerle ilişkisi, görüntüde bir bağımsızlık ve uzlaşı üzerine kurulmuştur.

Kemal Okuyan, bir başka başlık olan laiklik hususunda da artık şaşırtıcı olmayan biçimde, biraz da el çabukluğuyla davranmakta ve laikliği sosyalizmin yapı taşlarından birisi olarak sunmaya kalkışmaktadır. Partisinin gövdesini oluşturan eğitimli işçi, orta sınıf kesimleri ve Zülal Kalkandelen tarzı ulusalcıları tatmin etmenin bir gerekliliği olarak laikliği mevzi belirlemiştir. Oysa ki laiklik tarihseldir, kapitalist toplumda ortaya çıkmış bir toplumsal kurumdur. Proletarya diktatörlüğü esnasında kapitalist topluma ait diğer toplumsal kurumlarla birlikte lağvedilecektir. Laiklikte ısrar, perde arkasında burjuva düzeninde ısrarı çağrıştırmaktadır. Burjuva düzenine içkin toplumsal kurumların savunusu devrimci özneye düşmez. Birtakım toplumsal kurumların, tarihsel süreç içerisinde, başka toplumsal kurumlara nazaran tercih edilebilirliğini ve savunusunu birbirinden ayırmak gerekmektedir. Laiklik, evrensel biçimde sosyalizm mücadelesinin ayrılmaz parçalarından birisi değildir. Sosyalizm mücadelesini laikleştirme çabasının altında yatan motivasyon sosyalizm fikrini ateistleştirmeye çalışmaktan ibarettir. Bugün sosyalizm mücadelesini savunanlar, insanların dinî inançlarından dolayı baskılanmadığı bir düzeni savunmakla mükelleftir. Bu, herhangi bir dinsel önyargıyı beslemek demek değildir.[1] Kapitalist toplumun yarattığı ağır baskı koşulları altında ezilenlerle duygudaşlık kurmak için onların kimliklerine değil, devrimci mücadele içerisinde edinebilecekleri konumlara odaklanmak gerekmektedir. Kurulacak bir sosyalist idarenin başat görevleri ve hedefleri arasında laikleştirme faaliyeti yer almaz. Sosyalizm mücadelesinin küçük burjuvalara ve burjuvaziye taviz borcu bulunmamaktadır. Borçlular, kendi aralarında mahsuplaşmak varken, kurdukları alacak-verecek ilişkisini işçi sınıfının siyasî mücadelesine tahvil etmemelidir.

Lenin, Marks’ın Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i’nden alıntıyla, işçi sınıfı devriminden önceki bütün devrimlerin devleti yetkinleştirdiğini, işçi sınıfı devrimininse onu parçalayacağını belirtir.[2] Kemal Okuyan, inkılâpçılığı ve devrimciliği birbirine karıştırmaktadır. Onun hayalini kurduğu emekçi cumhuriyet, reformize bir burjuva düzeninden ötesi değildir; olması da mümkün değildir. Burjuva devlet aygıtının parçalanıp yerine proletarya diktatörlüğünün konmasıyla herhangi bir ilgisi kalmadığından, Marksist-Leninist anlamda bir sosyalizm hedefine de sahip değildir. Bir yapıyı, kurumsallığı yıkmak ve yerine yenisini koymak ile onu dönüştürmek arasındaki fark bariz olarak kavranabilir. Kemal Okuyan ve partisi mezar kazmakla değil, o mezara daha güzel bir mermer düzmekle ilgilenmektedir. Onun işçi sınıfıyla ilişkilenme biçimi herhangi bir burjuva siyasetçisinin ilişkilenme biçiminden farklı değildir. İşçi sınıfı içerisinde devrimci faaliyet yürüterek iradeye yüklenen görevleri yerine getirmek bir kenara dursun, emekçi cumhuriyet başlığı altında vaat siyaseti yürütmektedir. Partisinin parlamento seçimlerinin yapıldığı dönemlerde sokaklarda ve medyada görünürlüğünün artması da bu çıkarımı destekler niteliktedir. Her seçim döneminde yeni umutlarla bezenen partililer, parlamento seçimlerinin sunduğu sınırlı yasallığı kullanarak “örgütlendikleri” bahanesiyle sokaklara sürülmekte, gideceği varsayılan iktidara karşı burjuvazinin tezgâhında imal edilmiş varsayımsal “AKP gitsin partisi”ne kurban edilmektedir. Genel oy hakkı üzerine yapılan çıkışlar, burjuvazinin egemenlik araçlarıyla kurulan kuvvetli ilişkilere dair bir göstergedir.[3] Komünist ve devrimci partiler, sınıf mücadelesinin düştüğü, işçi sınıfı siyasetinin tıkanıklık yaşadığı tarihsel dönemeçlerde reformist siyaset içerisinde faaliyete yönelebilir, ayağa kalkış ihtiyacı avangard denemeleri doğurabilir. Fakat günümüzde, bir bütün olarak Türkiye devrimci siyasetinin burjuva siyasetine eklemlenmesi böyle bir dönemin çıktısı değildir. Eklemlenme siyaseti ve avangard denemeler, tarihsel örneklerle birbirlerinden ayrılabilmektedir. İrade; sınıf mücadelesi vermemek, burjuva siyaseti içerisindeki aktörlerin değişimine bel bağlamak, varoluş biçimlerine odaklanmaksızın siyaseti kişiler ve aktörler üzerinden çerçeveleyerek tasfiyecilik yapmaktan yana konmuştur. Bugün Türkiye devrimci siyaseti, olanaksızlıktan kırılmış, varoluş mücadelesi verir durumda değildir. Kuvvetli maddî olanaklara, sendikalara, sayısı ve niteliği git gide azalsa da kadrolara sahiptir. Sınıfsal çelişkilerin yoğunlaştığı, savaşın bölgesel olmaktan çıkıp dünya geneline yayıldığı bir momentte proletarya diktatörlüğünden söz etmek, devrimci mücadeleyi örgütlemek kitleler nezdinde hiç olmadığı kadar meşrudur. Güncel politik gelişmelerin tesiri altında kalma durumu kronikleşerek devrimci siyaseti esir almıştır. Güncel politik gelişmelere müdahale ederek devrimci kırılmayı beslemek mümkünse de Türkiye devrimci siyasetinin durumu, mahkeme salonlarında bekçilik yapmak, basın açıklamalarında kalabalık etmekten öteye gidememektedir.

Emre Çayırova

11 Haziran 2026

Dipnotlar:

[1] Georgi Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe, s. 149 (PDF).

[2] V.İ. Lenin, Devlet ve Devrim, çev. Saliha N. Kaya ve İsmail Yarkın, İnter Yayınları, 1999, s. 39.

[3] V.İ. Lenin, a.g.e., s. 23.